Blogger tarafından desteklenmektedir.

A Piece of Passion In Life

    • Anasayfa
    • Sağlıklı Beslenme
    • 52 Hafta 52 Değİşİm
    • İyİ Yaşam
    • Tavsİyemdİr
    • _Okunma
    • _İzlenme
    Herkese Selam,

    Blogu düzenli olarak takip edenlerinde(!) bildiği üzere Sağlıklı Yaşam etiketli hemen hemen tüm yazılar radikal bir karar verip beslenme düzenimi değiştirmeye karar verdiğim ve neler yapacağımla ilgiliydi. Fakat hiçte öyle olmadı. 3 gün başarılı olurken 4. gün pes edip eski düzenime geri döndüm. Bu da 'ben istikrarlı bir insan değilim' mantığını oluşturduğundan dolayı psikolojik olarak kendimi sorgulatmaya başladı.
    Sonuç olarak da aslında neyi, nasıl istediğimin önemli olduğunu fark ettim.



    Sanılanın aksine sağlıklı beslenmek ya da diyet yapmak zor değil. Zor sandığımız için korkuyoruz aslında başlamaktan.

    Mesela sağlıklı beslenmeye çalıştığım dönemler bana en zor gelen kısım ne yiyeceğimi bilememekti. En sevdiğim şeyler bile korkutucu görünürken, içim bir yandan da deli gibi onları yemek istiyordu. Ama bunun en kolay formülü Yiyeceklerini önceden hazırlamakmış. Bir gece önceden ertesi günün yiyecekleri hazırlamak, planlamak bizi olası bir ne yiyeceğim düşüncesinden kurtarırken, bir yandan da anlık gelen can çekme krizlerini kontrol altına almamıza yardımcı oluyor.

    Açken markete gittiğimde reyonlardaki tüm rafine ürünler üzerime atlıyor; 'beni al, beni al' diye. Düşen kan şekerimde onların en büyük destekçisi oluyor tabii. Bu durumda açken markete gitmemek ya da ara öğünler ile dengeyi sağlamak oldukça başarılı bir çözüm gibi görünüyor sanki 😊

    Açlık var, açlık var mesela. Sırf can sıkıntısına yemek yemek istediğiniz ya da bir şeyler atıştırdığınız olmuyor mu hiç? Benim çok oluyor, özellikle de işte zaman zaman o kadar çok sıkılıyorum ki 'ne yesem' diye aranıyorum. Aslında yemeğe sarılmak yerine mesela dışarı çıkıp hava alabilir, su içebilir, bitki çayı içebilir; gereksiz kalori yükü altına girmeyebilirim. Yani açlığımızı kontrol edebiliriz, hele ki duygusal açlıksa.



    Açlık kontrol edilebildiği gibi porsiyon kontrolü yapmak da elimizde aslında. Büyük tabak yerine küçük bir tabak kullanmak hem gözümüzün açlığını giderir hem de dozunda yememizi sağlar.

    Kilo vermek ya da istediğimiz bedene kavuşmak sadece beslenmeden ibaret değil, egzersiz yapmak da bir o kadar önemli. Bunu bilmeyen yoktur tabii ki ama ya egzersiz yapmayı sevmiyorsak?

    Aslında egzersiz yapmayı sevmemek diye bir şey yok, sevdiğin egzersizi bulamamak diye bir şey var.
    Bunu da deneye yanıla bulabiliriz.

    Ama bir de egzersiz yapmayı sevip yapmayanlar var ki ben gibi, zorlamaktan başka yapacak bir şey yok. 😊 21 gün zorlayıp, alışkanlık kazanmak önemli bir basamak olabilir, benim gibi tembeller için.



    Hayatta önemli olan hedef belirlemek ve hedefe giderken yaşadığımız zorluklar karşısında yılmamak derdim, ki öyle de ama gün içinde yaşadığımız yorgunluklar ne yazık ki bizde tükeniklik gibi sorunlara yol açıyor. Bu yüzden ne spora ne düzenli beslenmeye zaman kalmıyor. İşte böyle bir durumda da motivasyonumuzu belirlemek, bize bir düzen belirleme de yardımcı olabilir.

    Kilo vermek de sağlıklı beslenmek de yapabileceğimiz şeyler olup, kontrolleri elimizde..
    Sadece içimizde onun gücünü bulabilelim..

    Sevgiyle ve Sağlıkla Kalın 💖
    Devamını Oku
    Herkese Selam,

    Mayıs.. Hayatımdaki ilkleri, iliklerime kadar yaşatan ve arkasında birçok ders bırakan Mayıs..


    Bursa gezisi ile başlayan Mayıs ayını hastanede sabahlayarak bitirmek hayatıma farklı bir açıdan bakmamı sağladı.


    Mayıs henüz başlamadan önce bir anda Bursa'ya gitmeye karar verdik. Birkaç gün önce BUDO'dan biletlerimizi aldık. 6 Mayıs sabahı da Sirkeci'den yola çıktık. Yaklaşık 1,5-2 saat süren deniz yolculuğundan sonra Mudanya'ya vardık. Mudanya'da ilk bulduğumuz mekanlardan birinde serpme kahvaltı yaptıktan sonra otobüs, metro, dolmuş gibi her çeşit toplu taşıma aracını kullanarak tamamen ticarethane yuvası olmuş Cumalıkızık Köyü'ne vardık. Sıcak ve kalabalıkla beraber çekilmez olan Köy'den yine çeşitli toplu taşıma araçlarını kullanarak merkeze vardık ve günün koşuşturmacası içinde dönüş BUDO'sunu kaçırdık. Bazen kötü şeyler aslında iyi şeylerin olmasına sebep olmak için olurmuş, bunu ilk defa BUDO'yu kaçırdıktan sonra oturup dinlenme birası içerken farkettim. Farketmekle kalmayıp bir de gün içinde ilk kez nefes almanın güzelliğini keşfettim. Hayat, nefes almakla güzel, nefes almakla anlamlıymış ve koşuşturma aslında hayattan keyif almamızı engelliyormuş.


    Bu ay iki güzel tiyatro oyunu izleme fırsatı buldum. Semaver Kumpanya'nın en güzel eserlerinden biri olan Kuşlar ve Behiç Ak'ın kendisini tanımama vesile olan eseri Ayrılık
    Semaver Kumpanya ile de Çevre Tiyatrosu'nun muhteşem yeri ile de Mayıs ayında tanıştım aslında. Sevinç Erbulak, Fırat Tanış, Serkan Keskin, Sarp Aydınoğlu, Sezin Boyacı gibi oyuncuları tanıma fırsatını da bu ayda buldum ve tabii ki sahne performaslarını gözümü kırpmadan izleyerek hayatımdaki 'En Güzel Anlar' kısmına yenilerini ekledim.
    Kuşlar, aslında oldukça 'eski' bir oyun; Aristofanes'in 2500 yıl önce yazdığı ve hala günümüze ışık tutan bir eser.. Bolca imalı olarak günümüze uyarlanan eser de oldukça düşündürücü sahneler vardı ki unutmadan şarkılar da çok uyumluydu. Önümüzdeki sezon olur mu bilmem ama olursa hayatınızdaki koşuşturmalardan 2 saat ayırıp, mutlaka izleyin derim.


    Ayrılık ise kadın erkek ilişkilerinde ayrılık sürecini epey dolu dolu hissettiren bir oyundu. Boşandıklarından 1 yıl 13 gün sonra yanyana gelip, ilişkileri boyunca yaşadıklarını, neler hissettiklerini komik bir şekilde anlatan, anlatırken de içinizde 'Hımmm' hissi uyandıran, kendinizden bir parça bulduran güzel bir oyundu. Sanırım Fırat Tanış ile Sevinç Erbulak'ın ayrılmaz ikili hali önümüzdeki sezon da devam edecek gibi görünüyor, bu yüzden kaçırmadan uyumlarını izleyin. 😊


    Başka Sinema'nın filmleri aynı adı gibi sanat anlamında bambaşka filmler oluyor her zaman. Aynı Gelecek Günler (Things to Comes) gibi.. 2016 Fransa - Almanya ortak yapımı bir film. Fransa'nın direniş esintilerini barındırırken, Almanya'nın felsefik düşüncelerine de yer vermiş. Nathalie adında bir felsefe öğretmenin, önce annesi kaybetmesi sonra da eşinin onu aldatması üzerine boşanması ile hayatının nasıl değiştiği anlatan; anlatırken de hayat üzerine epey düşündüren bir film.


    Müzik, hayatımın vazgeçilmez unsurlarından biri. Ruh halimi değiştiren, motive eden, hatta sesimi beğenmemi sağlayan bir unsur. Yeni şarkıları, müzik türlerini keşfetmeyi de ayrıca severim. Bu ay iki yeni şarkı, şarkıcı keşfettim ve birinin bağımlısı oldum resmen. Manuş Baba'yı bu şarkı ile tanıdım ve tüm şarkılarını dinlemeden duramadım. Bir diğer şarkı ise Ozbi & Gülce Duru'nun Olmazlara Yandım. Gülce'yi daha önceden birebir tanıma fırsatı da bulmuştum ama Ozbi ilk defa dinlediklerimden. Birkaç müzik türünü birbirine bağlayan farklı bir şarkı olmuş bence..

    Mayıs ayında elime pek çok kitap geçti, ama sadece geçtiler.. Ne yazık ki hepsi yarıda kaldı ya da 'Okunacaklar Listesi'nde sıraya yerleştiler.

    Anneler Günü'nde yıllardır burnumun dibinde olan ama hiç gitmediğim bir mekanı da keşfettim. Sarıyer'de oturup, Kireçburnu Fırını'na ilk kez gitmek tabii ki de benim ayıbım.. Ama masaya oturur oturmaz Anneler Günü'nü kutlamak da onların gönülçelen başarısıdır bence. Personelin sempatik tavırları, tatlıların muhteşem lezzeti ve manzaranın efsaneliği.. Söyleyeceklerim bu kadar.. 💖😊


    Bu ay asıl sevdiğim keşiflerden biri yeni bir uygulama ile tanışmak oldu; Piriguide. Tarihi Yarımada, İstanbul'u sevmeme sebep olan yerden biridir. İşte Piriguide ise benim gibi İstanbul'da turistcilik oynayan ya da gerçekten turist olanlar için bir uygulama. Hem yerleri keşfederken hem de onların hikayelerini öğrendiğiniz hatta Saffet Emre Tonguç gibi başarılı rehberlerin eşliğinde hazırlanmış, oldukça başarılı bir uygulama. İşin daha da iyi bir yanı sadece İstanbul değil birçok şehir için hazırlanmış olması. Gezmeyi sevenlere bir tavsiye olsun, eğer hala keşfetmedilerse 😊

    Güle oynaya bitirecektim Mayıs ayını, 'Oh ne dolu dolu bir ay oldu' diye övünerek bir de! 29 Mayıs sabahı kendimi bir anda hastanede buldum ve hayatımda yeni bir cümleyle tanıştım. 'Babam kalp krizi geçirdi' Duygusal anlamda hala çok zorlayan bir cümle bu. Zira beynim idrak edemedi o günlerde. Maksimum grip olan babamı yoğun bakımda cihazlara bağlı görmek çok zordu. 2,5 gün süren sindirme hali. Çok zordu. Kimileri ailesini kaybederken ben durmuş size sadece yoğun bakımda birkaç gün yatmış babamdan bahsediyorum. Çünkü bu zamana kadar yaşadığım en büyük acı bu. Ama anlıyorum, sevdiğin birini kaybetme düşüncesinin korkunçluğunu.. Hayatın kısalığını anlıyorum. Pişmanlıkları anlıyorum. Daha yapacaklarımız varken yapamadan gidebileceğimizi anlıyorum. Bazen gerçeklerle yüzleşmemiz gerektiğini anlıyorum.

    Velhasıl kelam, Mayıs bana dedi ki 'Yaşa kızım, en güzel şekilde yaşa, en sevdiklerinle yaşa, kıymetini bile bile yaşa.. Her nefesinde şükrede şükrede yaşa.. '

    Şimdi her anım daha değerli, her anım daha önemli..

    Sevdiklerinizin yanınızda olduğu, dolu dolu geçirdiğiniz aylarınız olsun.. 💖

    Sevgiyle ve Sağlıkla kalın 💖
    Devamını Oku
    Herkese Selam,

    Biliyorum uzun zamandır yazmıyordum 'Ne Buldum?' yazılarını. Sonra blogumun en güzel okuyucusu yazmam gerektiğini söyledi ve bir de üzerine beni destekledi. İyi ki de yaptı zira ben de özlediğimi fark ettim.

    Onca yoğunluğum arasında Nisan ayı dolu dolu geçti ve birçok yeni şey keşfettim.



    Adını hep duyduğum ve hiç gidemediğim Kafe Kafka'ya sonunda gidebildim. Gitmekle kalmadım bir de bayıldım. Gerek iç dizaynı olsun gerek de çalışanların sempatikliği.. Durmuş duvar saatleri, kitap kapakları ve eski koltuklar.. Mutlaka anaanne ya da babaanne evinde gördüğünüz o oymalı koltuklar.. 'Adına yakışan bir mekan olmuş' cümlesini kurdurtuyor insana. Nasıl huzurlu bir yer, tarifi yok. Gitmek isteyenlere nacizane bir tavsiye 5 katlı binada yer bulabiliyorsanız eğer ilk katında bulunan balkon gibi bölmedeki ikili koltuklara oturun ve hava kararmadan önce gidin.. Havanın kararmasını bekleyin ve muhteşem ışıklandırma içinde huzuru bulun. Bir de filtre kahve için, gerçi şarap da güzel bir tercih olur ama filtre kahvede sanırım damla sakızı var 😊



    Bu ay, en sempatik sanatçılardan biriyle tanıştım, daha doğrusu tanıştırıldım. Ezgi Aktan. Birsen Tezer, Jehan Barbur seven biri olarak daha önce nasıl oldu da hiç dinlemedim, bilmiyorum. Beyoğlu Hayal Kahvesi'ndeki performansıyla kendisini tanıma şerefine nail oldum. Bu kadar sempatik, bu kadar şarkıları yaşayarak söyleyen başka bir insanı henüz dinlemedim. Mesela tanışmanız için bu şarkı vesile olabilir.

    Bir de geçen gün Youtube'da gezinirken bir kanal keşfettim; Dünyadan Sesler. Daha önce keşfetmeliydim dediğim bir kanal oldu. Müziğin evrensel olduğuna hep inandım, Dünyadan Sesler de bunu kanıtlayan bir kanal. Dünyadan Sesler ile tanışmama vesile olan ise bu şarkıdır..

    Nisan ayında uzun zamandır yapmadığım daha doğrusu yapamadığım bir şey yapıp, tiyatroya gittim. Sanatın her türlüsünü sevmeme rağmen görsel sanatları nedense hep daha fazla sevdim. İki yıldır bilet kovaladığım, bilet bulduğumda ise zaman bulamadığım İkinci Dereceden İşsizlik Yanığı'nı sonunda izleme şerefine nail oldum. Adından da anlaşıldığı üzere, üniversiteden mezun olduktan sonra iş bulmaya çalışan ama 2001 krizi ile tüm umutları sönmeye yüz tutan bir gencin başından geçenleri anlatıyor. Ali Cüneyd Kılcıoğlu'nun yazdığı, Elif Erdal'ın yönettiği ve Berkay Tulumbacı'nın oynadığı 2 perdelik 100 dakikalık bir oyun. Mayıs ayı içerisinde Cevahir Sahne'de oynamaya devam edecek izlemek isteyenler için..




    İzlemek demişken bir de bu ay sonunda beni hayrete düşüren bir film izledim. En İyi Teklif (The Best Offer) 2013 İtalyan yapımı bir film. Giuseppe Tornatore'nin yönetiği filmin oyuncularını pek tanıdığımı söyleyemem ama hem oyunculuklar hem de mekanların uyumu çok güzeldi. Müzayede salonu işletmecisi olan Virgil Oldman, gizemli bir kadınla tanışır ve sonrasında başına gelenler filmi gizemli hale getirir. Son zamanlarda izlediğim en güzel filmlerden biriydi. Sonunda film bittiğinde hala ekrana bakmaya devam ettiğimi fark ettim.


    Nisan ayım güzellikleriyle geçti, gitti.
    Siz neler yaptınız? Nasıl bir nisan geçirdiniz?

    Sevgiyle ve sağlıkla kalın ❤
    Devamını Oku
    Herkese Selam,

    Murakami ile ilk kez, Atatürk Kitaplığı'nda bölümler arasında gezinirken karşılaşmıştım. Tamamen adından dolayı ilgimi çekmişti İmkansızlığın Şarkısı. Lisedeydim. Murakami kim bilmiyordum. Evet, kitap okumayı çok sevip, Murakami'yi tanımıyordum.

    Kitap sürüklüyordu ama hatırlayamadığım bir sebepten dolayı yarıda bırakmıştım. Kesinlikle sevmemek değildi ama belki zamanı gelmemişti.

    Daha sonra ilişkimizi 1Q84 ile devam ettirmeye çalışmıştık ama kitabı yanımda taşımak zor geldiği gibi sudan bir sebepten ötürü yarıda bırakmıştım.

    Aslında ikisini de epey sevip, nedensizce bitiremedim taa ki bugüne kadar.

    İlk Murakami kitabımı bitirmiş olmanın haklı ve mutlu gururunu yaşıyorum şu an.




    Koşmasaydım Yazamadım

    Kitap koşma eylemi üzerine yazılmış bir deneme. Elime alıp, okumaya başlayana kadar öyle olduğuna ihtimal vermemiştim pek. Okudukça anladım ve anladıkça okudum aslında.

    Koşma eylemi gibi sıradan bir eylem üzerine böylesine bir kitap yazılamazdı. Bir ara 'gerçekten Murakami ile aynı eylemden mi bahsediyoruz?' diye düşünürken bulabiliyorsunuz kendinizi. Zira O'nun için sıradan bir eylem değil koşmak. Hayatındaki istikrarın anahtarı. Sadece koşmanın hissettirdiklerini anlatmıyor kitapta, koşmayla beraber hayata karşı olan bakış açısını paylaşıyor; kendini anlatıyor bir nevi.

    İstikrarlı bir şekilde her gün koşsa bile başarısız olduğu maratonları, triatlonları anlatıyor. 'Ne kadar çabalarsanız çabalayın bazen olmaz' demenin farklı bir yolunu bulup 'çabalamaktan vazgeçmeyin yine de' diyerek sonlandırıyor.

    Katıldığı yarışlar sonrası, taze taze yazılmış tüm yazılar; sonrasında toplanıp, bu kitaba dönüştürülmüş.

    Koşmayı çok istediğim şu günlerde, neden koşamadığımı anlamamı sağladı Murakami. Zira O'nun yakaladığı motivasyonu ben henüz bulamadım.

    Aralarda hayatla ilgili öyle girişler yapmış ki Murakami; zaten O'ndan da bu beklenirdi dedirtiyor.



    Mesela karşımıza bir sayfada;

    'Bazı süreçler, ne yapılırsa yapılsın, değişikliği kaldıramaz. Ben bu düşüncedeyim. Eğer bu süreçle birlikte var olmaktan başka çaremiz yoksa, bizim yapabileceğimiz şey, inatçı bir azimle kendimizi değiştirmek (belki de dönüştürmek). Bu, süreci kendi karakterimizin bir parçası haline getirmekten ibarettir. ' 

    gibi motivasyonel bir bölüm çıkarken,

    'Bitiş, yalnızca kesin bir nokta anlamına geliyordu ve gerçekte o kadar önemli değil gibiydi. Yaşamakla aynı şekilde. Varoluşun anlamı, bitişin söz konusu olmasıyla bağlantılı değildir. Varoluşun anlamını yerine göre tanımlamak için, hatta bunun sonlu oluşunun dolambaçlı yoldan ironisi olarak, bir nokta bitiş olarak belirlenmiştir.'

    gibi varoluş anlamımızı sorgulayan felsefi düşünceler de çıkabiliyor.

    Ama bir cümle beni oldukça etkiledi ve haklılık payı epey büyüktü;

    Pain is inevitable. Suffering is optional. (Acı kaçınılmazdır. Acı çekmek ise isteğe bağlıdır) 

    Kolay biteceğini düşündüğünüz 168 sayfalık bir kitap değil, ama okuduktan sonra 'İyi ki' diyebileceğiniz bir kitap.

    Siz daha önce Murakami okudunuz mu? Hangisini okudunuz mesela, var mıdır tavsiyeniz?

    Sevgiyle ve Sağlıkla kalın 💖
    Devamını Oku
    Herkese Merhaba,

    Sağlıklı beslenmenin yaygınlaşmasıyla beraber hayatımıza birçok yeni terimle beraber birçok yeni lezzet katıldı, katılmaya da devam ediyor.

    Bu lezzetlerin başını da zencefil ve zerdeçal gibi baharatlar çekiyor.
    Aslında atalarımızın ilaç saydığı bu iki baharatın evlerimizinden eksik olmaması gerekirken, bizler yeni yeni almaya, kullanmaya başladık.
    Geç olsun güç olmasın ama öyle boş boş da kullanılmasın.

    Zerdeçal Sütü yani Golden Milk hayatımıza giren ve 'bu da nedir?' diyeceğimiz terimlerden biri aslında.
    Bana göre Golden Milk adı kendisine çok uygun; zira tatlımsı sarı rengiyle hafif altını çağrıştırırken, faydalarıyla 'altın değerindeyim ben' diyor.



    Mesela,
    - Antimikrobiyel olmasından dolayı bakteri enfeksiyonları ile ağız enfeksiyonlarıyla savaşıyor.
    - Astım, bronşit gibi hastalıkları tedavisinde etkili oluyor.
    - İltihabı kurutma özelliğinden dolayı kolon, cilt, göğüs, prostat kanseri gibi kanser hücrelerinin yayılmasına ve hücrelerin daha fazla zarara uğramasına engel oluyor.
    - Doğal aspirin olarak bilindiğinden dolayı baş ağrısı, ülser gibi rahatsızlıklara iyi geliyor.
    - Düzenli tüketiminde öksürüğü ve soğuk algınlığı geçiriyor.
    - Eklem yanmaları ile kas ağrılarının tedavisinde rol alıyor.
    - Aslında çeşitli ağrı sızı için bir tür ağrı kesici görevine soyunuyor
    - Kanı temizlemesinden dolayı detoks özelliği var
    - Zerdeçal bir kalsiyum kaynağı olduğundan dolayı kemik sağlığına fayda sağlıyor. Sağlıklı kemikler için her gün içilmesi gerekiyor.
    - Güçlü bir antiseptik olduğundan hazımsızlık, ishal, ülser gibi rahatsızlıklarda tedavi edici bir içecek.
    - Menstural kramp ve ağrılar için iyi ağrı kesici olmasıyla da biliniyor aslında.
    - Her gün içilen bir bardak zerdeçal sütü uykusuzluğa ve egzamaya savaş açıyor mesela.
    - Ve listenin başından beri her maddede gözlerimizin aradığı bir faydası daha var ki her faydası bir yana o bir yana 😊 Yağ yakmada da epey etkili zerdeçal sütü.

    Peki nasıl yapacağız biz bu kadar faydalı bir sütü?

    - Bir bardak süt (ben genelde yarım yağlı inek sütü tercih ediyorum)
    - Bir çay kaşığı zerdeçal
    - Yarım çay kaşığı tarçın
    - Çeyrek çay kaşığı zencefil
    - Bir çay kaşığı bal,
    - Bir fiske karabiber (çünkü zerdeçalın emilebilmesine katkı sağlıyor)

    Hepsini bir cezveye ya da tencereye koyup biraz kaynatıyoruz ve sonra afiyetle tüketiyoruz dilimizi, damağımızı yakmadan 😊

    Her akşam yatmadan önce ya da gün içerisinde kahve niyetine tüketilebilir.
    Tüketilmeli de aslında.

    Sevgiyle ve Sağlıkla kalın, 💖

    Devamını Oku
    Yenİ
    Yazılar
    Eskİ
    Yazılar

    Hakkımda

    Fotoğrafım
    Ayşe Baykal Girginkoç
    Hayat, ciddiye almak için çok kısa; keyif almak için çok uzun bence..
    Profilimin tamamını görüntüle

    Takİp Edİn

    • facebook
    • twitter
    • instagram

    En Son Yazılanlar

    E-Posta Gönderelim!

    * indicates required

    Arşİv

    • ▼  2022 (1)
      • ▼  Nisan 2022 (1)
        • Eskişehir Güzellemesi
    • ►  2019 (13)
      • ►  Mart 2019 (6)
      • ►  Şubat 2019 (3)
      • ►  Ocak 2019 (4)
    • ►  2018 (12)
      • ►  Aralık 2018 (6)
      • ►  Kasım 2018 (2)
      • ►  Eylül 2018 (1)
      • ►  Temmuz 2018 (1)
      • ►  Nisan 2018 (1)
      • ►  Ocak 2018 (1)
    • ►  2017 (12)
      • ►  Temmuz 2017 (1)
      • ►  Haziran 2017 (2)
      • ►  Mayıs 2017 (1)
      • ►  Mart 2017 (3)
      • ►  Şubat 2017 (4)
      • ►  Ocak 2017 (1)
    • ►  2016 (34)
      • ►  Aralık 2016 (2)
      • ►  Kasım 2016 (1)
      • ►  Ekim 2016 (4)
      • ►  Temmuz 2016 (4)
      • ►  Haziran 2016 (1)
      • ►  Mayıs 2016 (3)
      • ►  Nisan 2016 (4)
      • ►  Mart 2016 (4)
      • ►  Şubat 2016 (6)
      • ►  Ocak 2016 (5)
    • ►  2015 (4)
      • ►  Kasım 2015 (3)
      • ►  Ekim 2015 (1)

    İletİşİm Formu

    Ad

    E-posta *

    Mesaj *

    Son Okunanlar

    • 52 Hafta 52 Değişim - 1. Her Gün İhtiyacın Olan Suyu İç!
    • Freddie VS Müslüm - Bu Bir His Savaşıdır!

    En Çok Okunanlar

    • 20li Yaşlarda Okunması Gereken 12 Kitap
    • Kaliteli Zaman ft. İyi İlişkiler!
    facebook Twitter instagram

    Created with by Ayşe Baykal | Distributed By A Piece of Passion in Life

    Back to top