Blogger tarafından desteklenmektedir.

A Piece of Passion In Life

    • Anasayfa
    • Sağlıklı Beslenme
    • 52 Hafta 52 Değİşİm
    • İyİ Yaşam
    • Tavsİyemdİr
    • _Okunma
    • _İzlenme
    52 Hafta 52 Değişim yazılarına başladığımda hayatımda bir düzen olsun istedim. İlk görev olarak da ömrüm boyunca hiç düzene sokamadığım bir şey ile başladım: Her gün vücudumun ihtiyacı olan suyu içmek.

    Çünkü bu yaşa kadar vücudumuzun 3/4'ünü kapladığı ve yaşam kaynağı olduğu bilgisiyle donatıldık durduk. Su içmediğimiz zaman biliyoruz ki böbreklerimiz çalışmayı bırakacak, cildimiz pul pul kuruyacak, kurak bir toprak gibi çatlayacağız. Bu yüzden de ne yapıp, etmeli su içmeliyiz.

    Gerçekten böyle mi peki? Öncelikle vücudumuzun ihtiyacı olan suyu sadece su içerek sağlamıyoruz yediğimiz besinlerden de sıvı elde ediyoruz. Ama evet, su gerçekten sağlıktır!

    Kanımızın %92'si, kemiklerimizin %22'si, beynimizin ve kaslarımızın %75'i sudan oluşur. Hücrelerimizin yapısına katılır, kanımız aracılığıyla hücrelerimize besin ve oksijen taşır, yetmezmiş gibi vücudumuzda açığa çıkan zararlı maddelerin, yani toksik maddelerin, vücudumuzdan dışarı atılmasını sağlar. Kan, hücre, toksik madde derken sanırım biraz da olsa önemli olduğuna inandık değil mi?



    Böbreklerimizden toksik maddelerin temizlenmesi, idrar ile atılmasını sağlarken, kan basıncımızı düzenler. Hücre içi ve dışı elektrolit dengesinin kurulması ile hücrelerimizin sağlıklı olmasında önemlidir. Göz, ağız ve burun kanallarımızın kurmasını engeller ve vücudumuzun ısısının stabil kalmasını sağlar.

    Kısacası suyun önemi sadece zayıflatması değildir ki her gün içmeniz gereken oranda su içtiğimizde ayda 3 kiloya kadar kilo verebiliriz.

    Sağlıklı bir birey olabilmemiz için öncelikle yeterince su içmemiz gerekir. Bunu nasıl belirleyebiliriz peki? Bu durum birçok değişkene bağlıyken bu link üzerinden hesaplayabilirsiniz.

    Hesabı yaptık fakat içebilme motivasyonunu sağlamak zor, çünkü her an da aklımıza gelmiyor su içmek, şişeler önümüzde dahi olsa.

    Ama vücudumuz susuz kaldığında dehidrasyon sürecine girer. Yani susuz kaldığı için yukarıda saydığımız yaşamsal faaliyetlerini sürdürmekte zorlanır. Vücudun susuz kalmasına, su kaybetmesine dehidrasyon denir. Vücudumuz uzun süre dehidrasyon sürecinden çıkamazsa ölümle dahi sonuçlanacak durumlar söz konusu olabilir. Dehidrasyon sürecinden çıkabilmemiz için düzenli su içmemiz gerekir.


    Düzenli su içebilmek için isterseniz kendiniz bir çizelge oluşturabilir ve saat başı bir bardak ile tüketmeniz gereken su miktarını tüketebilirsiniz ya da telefonunuza indirebileceğiniz herhangi bir hatırlatıcı uygulama sayesinde hem günlük içme oranınızı hesaplayabilir, hem çizelge tutabilir hem de su içmeyi, gelen bildirimler sayesinde hatırlayabilirsiniz.

    Bu arada aç kalma hissi ile susuzluk hissi vücudumuzda aynı etkiyi yaratır. Bu yüzden açlık hissi yaşadığımızda içeceğimiz bir bardak su, direkt olarak gereksiz kalori alımımızı engelleyecektir ve kilo verme sürecimizi olumlu etkileyecektir.

    Su gerçekten sağlıktır ve hayatımızın her anını önemli ölçüde etkiler. Düzenli su içtiğimizde yorgunluk, uykusuzluk, açlık gibi olumsuz etkileri yaşamazken, daha parlak bir cilt ve daha enerjik bir ruh hali ile sağlıklı bir insan olabilmemiz mümkün.

    Siz düzenli su tüketebilmek için neler yapıyorsunuz?

    Sevgiyle ve sağlıkla kalın ❤
    Devamını Oku
    Teknolojinin ilerlediği şu zamanlarda birbirimizle olan iletişimimiz koptu. Tek suçlusu da teknoloji. 🙈
    Hayır, değil! 👊 Bunun hepimiz farkındayız. Hayatımız telefonda geçiyor ve tek yaptığımız kim, nerede, ne yapıyor! Durum böyle olunca da iletişim de kalmıyor, konuşacak konu da. 

    Hep duyduğumuz ama tam olarak ne olduğunu bilmediğimiz bir kalıp var: Kaliteli zaman!

    Kaliteli zaman sevdiklerinizle beraber elinizde telefon ayrı köşelerde durmak demek değil, birlikte bir paylaşım içerisinde bulunmak demek. Sevdiklerinizle günü değerlendiriyor dahi olsanız bile kaliteli zaman geçirmiş oluyorsunuz. 

    Ülkemizde kaliteli zaman geçirmek, hep çocukla yapılması öngörülen bir durum gibi, zira Google'da 'kaliteli zaman geçirmek' şeklinde arama yaparsanız, karşınıza çıkan tüm yazılar;  'çocuğunuzla kaliteli zaman geçirmenin 10 yolu, sevgilinizle kaliteli zaman geçirin' şeklinde. 

    Kaliteli zaman geçirmek bence iletişimi kuvvetlendirmek demek. Bu yüzden de önce kendinizle olan iletişiminizi kuvvetlendirmeniz gerekir. Yani 'kaliteli zamanı' önce kendiniz için yaratmalı, kendinizi dinlemeli, kendi iç sesinizle konuşmalısınız. 



    Kendin için 'kaliteli zamanı' nasıl yaratabilirsin?

    Sevdiğin şeyi yaparak. Neyi yaparken keyif alıyorsunuz mesela? Dikiş dikerken, kitap okurken, dizi izlerken, yazı yazarken, spor yaparken, meditasyon yaparken, yürürken, bir kafede kahve içerken, yemek yerken, uyurken, vs. Kendinizle konuşabildiğiniz, kendinizi sorgulayabildiğiniz ve kendinizle geçirdiğiniz ândan keyif aldığınız her zaman, kaliteli zamandır. 

    Kendinizle kurduğunuz iletişimde başarılı olduğunuz takdirde karşınızdaki kişi kim olursa olsun başarılı ilişkiler kurmuş olursunuz. Çünkü kendinizle kurduğunuz ilişki; neyi sevip, neyi sevmediğinizi, neleri kabullendiğinizi ve insanlara olan bakış açınızı netleştirebilir. Bu durum karşınızdaki insanı herhangi bir kalıba sokmadan olduğu gibi kabullenmenize sebep olacaktır ve bu da sağlıklı bir iletişimin en temel maddesidir. 

    Kendinizle yalnız kalmaktan korkmayın ve içinizden gelen sese kulak verin. Dinledikçe aldığınız kararların, yaptıklarınızın aslında doğru olduğunu fark edeceksiniz. Çünkü kendimizden kaçtıkça, yalnızlaşıyor, mutsuz oluyor ve başarısız ilişkiler kuruyoruz. Kendimizden kaçmak yerine kendimize vakit ayırmak, hayatımızda yeni bir kapının açılmasını sağlayacak. 

    Kendinize vakit ayırmak için neler yapıyorsunuz?

    Sevgiyle ve sağlıkla kalın ❤ 
    Devamını Oku
    A Herkese Selam,

    Ağız sağlığı, vücut sağlığımız için önemli bir rol oynuyor. Çünkü ağız yoluyla aldığımız ve ağzımızda biriken her bakteri, bağışıklık sistemimize karşı bir düşman haline gelebiliyor. Kaldı ki kötü nefese karşı da biz düşman halindeyiz. Her ne kadar düzenli olarak diş kontrollerimizi yaptırsak da, fırça ve macun ayrılmaz bir parçamız olsa da sonuçta kimyasal kullanarak vücudumuzda bir şeyleri temizlemeye çalışmak çok mantıklı gelmiyor bana. 

    52 Hafta 52 Değişim kapsamında bence artık herkesin az buçuk aşina olduğu ama 'bu nedir?' diye düşündüğü bir görevden bahsetmek istiyorum. 

    13. Görev; 11.03.2019 - Her Sabah Oil Pulling Yap. 



    Oil Pulling!

    Türkçe karşılığı ağızda yağ çekme. Çekme fiilinden ziyade gezdirme daha doğru bir tabir olacaktır, aklınızda biraz fikir oluşturabilmek adına. Eski bir Hint inanışından gelen oil pulling, dişleri beyazlatmada, nefesi tazelemekte ve ağız sağlığını önemli bir ölçüde iyileştirmekte etkili. Aynı zamanda diş eti iltihabına da iyi geldiği söylenir. Bilimsel olarak dayanağı olmasa da alternatif tıpta önemli bir yere sahip. 

    Oil Pulling nasıl yapılıyor?

    Hindistan cevizi yağı, susam yağı, zeytinyağı, ayçiçek yağı gibi bitkisel kaynaklı yağlardan bir ölçek (bence bir tatlı kaşığı) alarak ağzımızda çalkalıyoruz aynı gargara yapar gibi. Yağ çekme durumu ise tam olarak bu noktada başlıyor çünkü yağı dişlerimizin arasından geçirmemiz gerekiyor ki her noktaya ulaşabilsin. Minimum 4-5 dakika, maksimum 15-20 dakika yapılabilir. İdeali ise 10 dakika. 
    Süre bittikten sonra direk lavaboya tükürmek yerine bir peçetenin üzerine tükürürsek doğaya da zarar vermemiş oluyoruz bu arada. 

    Sonrasında ise bolca ağzımızı çalkalıyoruz ki yağın etkisi azalsın. İsterseniz kimyasalı az bir macun ile dişlerinizi fırçalayabilirsiniz de ki ben fırçalamayı tercih ediyorum. 

    Oil Pullingin faydaları;

    - Dişlerin çürümesini tedavi eder, 
    - Ağız kokusunu önler, 
    - Diş etlerinin kanamasını engeller,
    - Boğaz kuruluğuna iyi gelir, 
    - Kalp sağlığını korur,
    - Çatlamış dudakları iyileştirir,
    - Akne tedavisinde etkilidir ve
    - Diş etleri ile çeneyi güçlendirir. 

    Daha sağlıklı bir nefes, daha beyaz dişler, daha az bakteri ve daha sağlıklı bir hayat mümkün. 

    Sevgiyle ve sağlıkla kalın ❤

    Bir de blogta kalmak ve yazılardan haberdar olmak için yandaki 'E-Mail Gönderelim' kutucuğuna mail adresini bırakmayı unutmayın!


    1. Her Gün İhtiyacın Olan Suyu İç!
    2. Günü Erken Karşıla!
    3. 25 Sayfa Kitap Oku!
    4. Daha Fazla Hareket!
    5. Plastik Poşete Hayır!
    6. Cebindeki Bozuklukları Kumbaraya At
    7. Günü Planla! 
    8. Her Güne Bir Kayıt!
    9. Sosyal Medya Detoksu
    10. Şeker Detoksu
    11. Her Güne Bir Belgesel
    12. Şikayet Etmek Yok!
    Devamını Oku
    A Herkese Selam,

    Zaman zaman herkes mutsuz diye düşünüyorum. Herkes olmasa bile dışarıda öfkeli ve mutsuz bir kitle olduğu kesin. Hayat şartlarını düşününce aksi mümkün değil gibi. Kime başımı çevirsem bir şikayet ve bir söylenme durumu. Yorulduğumu hissediyorum ve farkına varmadan ben de kendimi bu akışa kaptırıyorum. Sizde de böyle olmuyor mu? Çevrenizdeki insanın kötü enerjisi size de geçmiyor mu? Geçmiyorsa eğer oldukça başarılı yöntemleriniz var demek ki çünkü kötü enerji resmen karabasan gibi sarıyor dört bir yanımızı.

    Ama bu gidişata bir 'DUR!' diyebiliriz bence. Demeliyiz de.

    Nasıl mı?



    12. Görev; 04.03.2019 - Şikayet Etmek Yok!

    Bu hafta yeni görev ile kötü enerjiden de etkilenmiyoruz, şikayet de etmiyoruz. Otobüs gelmedi diye söylenmiyoruz da gelmemesinin belki iyi bir sebebi vardır diyoruz. Önümüzdeki insan belki de yürümeyi bilmiyordur diyoruz yol ortasında durmasına sebep olarak. 

    Evren, iyi ve kötü üzerine kurulu. Her kötü olayda mutlak bir iyilik, her iyilikte mutlak bir kötülük mevcut. Bu yüzden yaşadığımız hiçbir şeyi tek yönlü yorumlamamalıyız. Önünde, ardında mutlaka göremediğimiz bir yan vardır. Yeter ki göremediğimiz yanın varlığına inanıp, öyle düşünelim, karar verelim. 

    Şikayet ettikçe hiçbir sorunu çözemeyeceğiz ve başta kendimiz olmak üzere başkalarına da kötü enerji yükleyerek sadece anın değil günün de kötü geçmesini sağlayacağız. Duygular bir kelebek etkisi gibidir. İletişim kursak da kurmasak da birbirimizin arasında gelir, gider. 

    Hayat, keyif alırsak güzel. 

    Sevgiyle ve sağlıkla kalın ❤

    Bir de blogta kalmak ve yazılardan haberdar olmak için yandaki 'E-Mail Gönderelim' kutucuğuna mail adresini bırakmayı unutmayın!


    1. Her Gün İhtiyacın Olan Suyu İç!
    2. Günü Erken Karşıla!

    3. 25 Sayfa Kitap Oku!
    4. Daha Fazla Hareket!
    5. Plastik Poşete Hayır!
    6. Cebindeki Bozuklukları Kumbaraya At
    7. Günü Planla! 
    8. Her Güne Bir Kayıt!
    9. Sosyal Medya Detoksu
    10. Şeker Detoksu
    11. Her Güne Bir Belgesel
    Devamını Oku
    Herkese Selam, 


    İnternet kullanımının yaygınlaşması ve sosyal medya mecralarının artmasıyla hepimizin birer telefon bağımlısı olduğu varsayılmaya başlandı. Nasıl ki bir şeyleri abarttığımızı düşündüğümüzde illa bir arınma seansına girmemiz ve etkilerinden kurtulmamız gerektiğine inanıyorsak sosyal medya için de aynı durum baki. Nasıl bir arınma peki bu? Biraz es verme, belki biraz nefes alma diyebiliriz. Kısacası Sosyal Medya Detoksu.. 

    Birer telefon bağımlısı mısınız? Bilmiyorum. Ama ben değilmişim, bunu öğrendim. Nasıl mı?

    Ani bir kararla önce Instagram hesabımı dondurdum, sonra da diğer tüm hesapların uygulamalarını telefonumdan kaldırdım ki elimin altında bulunmasın. Böylece bir hafta boyunca herhangi bir sosyal medya uygulaması kullanmadım. Teknolojiye dair diğer kullanımlarımı da sınırlandırmak isterdim fakat bunu çalışmadığım, iş yaşantıma ve sosyal yaşantıma ara verdiğim, herhangi bir tatil döneminde yapmak; günümüz şartlarında daha uygun olacak sanırım. 

    Bu detoks sırasında fark ettim ki sosyal medyanın, aslında hepimizin yakındığı sahteliğinden; göstermelik paylaşımlarından ve birbirinin kopyası içeriklerinden oldukça sıkılmışım. Ama asıl farkındalığım sosyal medyayı sadece işim gereği kullanmak zorunda olduğum. Blog yazmayı seviyorum fakat yazdığım içeriklerin birilerine ulaşması gerekiyor ki yazmak için kendimi perçinleyebileyim. Yazdıklarım birilerine ulaşsın ki hayatlarımızda ufak da olsa farklı pencereler açılsın. Bu yüzden bir bakıma iş olarak görüyorum sosyal medyayı. Nasıl ki çalıştığımız işlerden, sorumluluklarımızdan bunalıyorsak bunu da öyle düşünebilirsiniz. Kısacası demem o ki zaten anı, anda yaşayan, paylaşımların ve yaptığı etkileşimlerin farkında olarak sosyal medyayı kullandığımı bu süreçte anlamış oldum. Kim nerede ne yaptıdan ziyade bilinçli kullanmayı öğrenmek gerekiyor sanırım. Çünkü internet, bir sürü gereksiz bilginin arasında faydalı içeriklerin de varolduğu bir platform. İşte bu faydalı içerikleri bulabilmek ve takip edebilmek önemli. 




    Sosyal medya bağımlısı olmadığımı öğrendim ama peki ya şeker bağımlısıysam? 


    Yeni görev ☺


    10. Görev; 11.02.2019 - Şeker Detoksu



    Şekerin vücudumuza zarar verdiği hatta uyuşturucu bir madde olduğu şu dönemde oldukça duyduğumuz bir yargı. Bununla birlikte her bağımlılık gibi bu da tabii ki zararlı. O yediğimiz tatlılar, çikolatalar her ne kadar masum ve yemesi keyifli gibi görünse de vücudumuz kapalı bir mekanizma. İçeride ne olduğu dışarı yansımadığı sürece nelerin olup bittiği hakkında hiçbir fikrimiz yok. İşte bu etkiyi de sıfıra indirmemiz sadece isteğimizle sınırlı kaldığından dolayı ayda bir yapılacak detoksla etkisini azaltmak hatta soğumamıza vesile olmasını sağlamak oldukça mantıklı.

    Şekerle ve vücudumuza etkisi ile daha detaylı bilgi edinmek isteyenleri en sevdiğim belgesel olan That Sugar 'a yönlendirirken, başladığım şeker detoksuna son hızla devam ediyor olacağım. 

    Paketli tüm ürünlerden, içinde şeker olabilecek tüm yiyeceklerden uzak durarak bu hafta bir sınav vereceğim. Birçok kez şekersiz hayatı denedim fakat hep sonu hüsran oldu. Çünkü tatlıyla seviyeli bir ilişkimiz var. Ara ara abartarak her gün bir jelibon paketi bitirecek kadar seviyeli bir ilişkiden bahsediyorum. Bu yüzden bu detoks iyi gelecektir ki 1 hafta, 1 haftadır. 

    Her ne kadar şu an başağrısı ve gerginlik vücudumda kol gezse de denemeye değecek. 

    Sevgiyle ve sağlıkla kalın ❤

    Bir de blogta kalmak ve yazılardan haberdar olmak için yandaki 'E-Mail Gönderelim' kutucuğuna mail adresini bırakmayı unutmayın!

    1. Her Gün İhtiyacın Olan Suyu İç!
    2. Günü Erken Karşıla!
    3. 25 Sayfa Kitap Oku!
    4. Daha Fazla Hareket!
    5. Plastik Poşete Hayır!
    6. Cebindeki Bozuklukları Kumbaraya At
    7. Günü Planla! 
    8. Her Güne Bir Kayıt!
    9. Sosyal Medya Detoksu
    Devamını Oku
    Herkese Merhaba,

    Hepimiz hayatımızda bir şeyleri değiştirmeyi istiyor fakat bir türlü harekete geçemiyoruz. Nedense hep adım atmak zor geliyor ya da birilerinin destek olmasını bekliyoruz. Sanırım başkalarından aldığımız motivasyon bizi daha rahat harekete geçiriyor. Çünkü 'gaza gelmek' için hep başkalarından ilham bekliyoruz.

    Hazır yeni bir yıl geliyorken istediklerimize ulaşabilmek, daha güzel bir hayata adım atabilmek ve bir şeyleri değiştirebilmek için adım atalım istedim ve bunu önce kendi içimde başlatmaya karar verdim.

    52 hafta var önümde ve 52 küçük değişiklikle hayatıma yön vereceğim. Her pazartesi yeni bir görevle başlayacak, pazar akşamına kadar bu görevi başarıyla tamamlarsam yeni hafta yeni bir görev olacak tamamlayamazsa aynı görevi devam ettireceğim. 7 gün boyunca aynı şeyi yapabilmek kolay geliyor kulağa. Fakat bir şeylere başlayıp, 3. günde bıraktığınız oldu mu? Benim oldu. İtiraf edin sizin de oldu. Çünkü vücut için 3 gün, 72 saat, önemli bir süre. Spor yaparsak etkisi 3 gün sonra kaybolur. Bu yüzden minimum haftada 3 gün spor yapılması önerilir. Vücut durumu idrak ediyor ve 'hadi toparlan bir şeyler değişiyor' diyor.  Bu değişimlerde önemli olan tabii ki diğer haftaya geçtiğimde yine istikrarı sağlamak olacak. Bir önceki hafta yaptığım şeyi aynı istikrarla yapmak, yeni görevi sonuçlandırmak kadar önemli ama arada fire vermek çok sorun değil.

    Benimle beraberseniz veya bir şeyleri değiştirmek istiyorsanız, treni ister başından yakalayın isterseniz de değiştirmek istediğiniz bir görevde bana katılın hiç fark etmez. Yeter ki bir şeyleri beraber değiştirelim ☺

    İlk hafta - 3 Aralık 2018

    Her gün ihtiyacın olan suyu iç!

    Suyun önemini hepimiz biliyoruz ama içmiyoruz. İçenlere de gıptayla bakıyoruz. İki günü sadece 1 bardak su ile geçirdiğimi bildiğim için ilk başlayacağım görev bu olacak. 
    Çünkü düzenli su içtiğim halimle, içmediğim halim arasında inanılmaz bir fark var. Biri yataktan neredeyse dans ederek kalkarken, diğeri yatağıyla yorganıyla yola çıkmaya hazırlanıyor. Sırf bu ruh hali değişimi bile bir etken olmalı aslında.

    İyi güzel de nereden bileceğim ne kadar su içeceğimi değil mi? Bu oran kiloya, yaşa, yaşadığımız iklime hatta hareketliliğimize bile bağlı olarak değişiyor. Özel bir hesaplama yöntemi de yok bence. Amacım sadece su içmek olduğundan dolayı bir uygulama kullanıyorum.

    Drink Water

    Uygulamayı ilk yüklediğimde üyelik oluşturmamı istiyor ve kilomu soruyor. Böylece ortalama olarak içmem gereken miktarı belirliyor. İçtikçe de işaretliyorum. Drink Water kısmına her bastığımda su miktarı yukarıya çıkıyor ve o başarma hissi en güzel motivasyon kaynağı oluyor. 

    Ben yarından itibaren 7 gün boyunca sadece bu göreve odaklıyım. Ya siz? Var mısınız benimle beraber su içmeye ve bol bol tuvaletleri ziyaret etmeye? ☺☺ İyi yanından bakmakta fayda var her gidiş gelişimizde adım attığımız için hareketlilik oranımızı da arttırmış oluyoruz. 

    Aşağıdaki çizelgenin çıktısını alabilir, görevlerinizi onun üzerinden takip edebilirsiniz. 7 değil 8 kutucuk var bu da başarıyla bitirdiğiniz her görev için bir yıldız koymak demek 👊


    Önce kendimizi, sonra da dünyayı değiştirelim hadi!
    Instagram hesabım üzerinden görevin aşamalarını takip edebilirsiniz ya da bana destek çıkabilirsiniz ❤

    Sevgiyle ve sağlıkla kalın ❤
    Devamını Oku
    Herkese Selam,

    Sanırım Haziran ayı 2017 senesi içerisinde ne zaman başladığını, ne zaman bittiğini anlamadığım tek ay. Bir baktım haziran, bir baktım temmuz. Yani 'göz açıp kapayıncaya kadar geçti' sözünü bir güzel deneyimlemiş oldum.

    Kısacık aya sıkıştırabildiğim kadar yeni şeyler sıkıştırmaya çalıştım. Mesela 4 film, 1 dizi sıkıştırdım.



    Haziran ayında sanatseverleri ya da daha doğru tabirle nostaljiseverleri üzen bir haber yayıldı: Beyoğlu Sineması kapanıyor.. Daha önce bir kere gitme fırsatı bulduğum için kendime kızdım. Tabii çeşitli kampanyalar başlatıldı da bir süre daha açık kalacak. Bunu fırsata çevirmek için bundan sonra izleyeceğimiz tüm filmleri, bu tarz eski sinemalarda izleyeceğiz ki en azından bir katkımız olsun.

    Beyoğlu Sineması gibi sinemaların en güzel yanı ise Başka Sinema'nın bağımsız filmlerine yer veriyor olmaları. Kedi filmini Beyoğlu Sineması'nda ,93 Yazı 'nı Rexx'te, Yaşam Kürü (A Cure for Wellness) filmini ise evde izledim.

    Kedi, 80 dakikalık 2016 Türk yapımı bir belgesel. Aynı adı gibi kedilerden oluşuyor. İstanbul ve kedilerden desek daha doğru olur sanırım. Film, İstanbul ve kedilerin nasıl ayrılmaz bir bütün olduğunu anlatıyor. Kediseverlerin kaçırmaması gereken oldukça sevimli bir film.



    93 Yazı, 96 dakikalık 2017 İspanyol yapımı. 6 yaşındaki Frida'nın ailesini kaybetmesi sonucu dayısı ve yengesinin yanında yaşamaya başlamasını, çocuk haliyle yaşadığı travmanın etkilerini anlatan güzel bir film. Özellikle de filmin görselliği beni çok etkiledi. Renklerin güzelliğiyle İspanya bir kere daha 'hadi gel' diyor.. 😏

    Yaşam Kürü ise tavsiye üzerine izlediğim, 2 saat 26 dakikalık, 2016 Amerikan - Alman ortak yapımı bir film. Bir sağlık merkezinin geri planında dönen entrikalarını gün yüzüne çıkarmaya çalışan, çalıştıkça kendini daha da batmış halde bulan bir gencin hikayesi diyebiliriz. Aslında gerilim filmi olmasına rağmen verdiği mesaj bambaşka; 'Hırs, bir gün seni de bitirir' 

    Ama şu gerçeği de söylemeden geçemeyeceğim; eski sinemalar nostaljisiyle güzel kabul ediyorum, fakat bu nostalji özelliklerini fiş şekilde bilet vererek kaybettiklerini fark etmedikleri gibi salonlarda da yapılabilecek ufak değişiklikleri göz ardı ediyorlar. Aslında bir bakıma da bu yüzden kapanmaya yüz tutuyorlar. Konfor, tüm hayatımızı yönlendiren bir kavram sonuçta.

    İzlemek demişken National Geographic her zamanki gibi muhteşem bir belgesel serisine imza attı: Deha (Genius)
    Albert Einstein'ın hayatını ve bilinmeyenlerini anlatan 50 dakika süren dizi oldukça başarılı. Hem gençlik dönemi hem de orta yaşlı bir Einstein görmek oldukça güzel. Einstein'ı canlandıran Geoffrey Rush, zaten sevdiğim bir aktör olduğundan bu rol için biçilmiş kaftan olduğunu itiraf etmeden geçemeyeceğim. Sosyal medyada yapılan paylaşımlarına bakılırsa da diğer Dehalar üzerinden dizi devam edecek ve bizi sürüklemeye devam edecek.



    İstanbul'da yaşayan herkesin hemen hemen sevdiği yerler arasında olan Galata'da bir yer keşfettim. Aslında keşfetmedim, çünkü 'ben buradayım' diye bağırıyor kendisi. Best Coffee Shop Lavazza'nın Galata'daki yeri. Galata Kulesi'nin dibinde, terasımsı yerleriyle, mekana yakışan müzikleriyle, başarılı tatlılarıyla ve sempatik çalışanlarıyla çok hoş bir yer. Sadece kahvesi için başarılı diyemeyeceğim ne yazık ki! Çünkü kahveleri, özellikle filtre kahveleri adına yakışır gibi değil.

    Kendimi bildim bileli resmi içeceğim süt olmuştur hep. Genelde tam yağlı tüketirken, acaba laktozsuz mu tüketsem deyip, bir süre deneyimlerken bambaşka bir sütle tanıştım. Pınar Protein Süt; Kakaolu ve Vanilyalı olmak üzere iki türü var. Protein ağırlık ve laktozsuz. Favorim vanilyası olmakla beraber, soğuk kahvede oldukça başarılı. Kakaolusu ise yulaf ezmesinde tercih edilebilecek durumda bence. Tabii farklı kullanım alanlarınız varsa seve seve dinleyebilirim 😊

    İyisiyle kötüsüyle Haziran'da bitti. Yeni bir ay, yeni umutlar gibi.. Zira her geçen gün sürprizlerle dolu..

    Siz neler keşfettiniz Haziran'da?
    Hadi paylaşalım 😊
    Devamını Oku
    Herkese Selam,

    Blogu düzenli olarak takip edenlerinde(!) bildiği üzere Sağlıklı Yaşam etiketli hemen hemen tüm yazılar radikal bir karar verip beslenme düzenimi değiştirmeye karar verdiğim ve neler yapacağımla ilgiliydi. Fakat hiçte öyle olmadı. 3 gün başarılı olurken 4. gün pes edip eski düzenime geri döndüm. Bu da 'ben istikrarlı bir insan değilim' mantığını oluşturduğundan dolayı psikolojik olarak kendimi sorgulatmaya başladı.
    Sonuç olarak da aslında neyi, nasıl istediğimin önemli olduğunu fark ettim.



    Sanılanın aksine sağlıklı beslenmek ya da diyet yapmak zor değil. Zor sandığımız için korkuyoruz aslında başlamaktan.

    Mesela sağlıklı beslenmeye çalıştığım dönemler bana en zor gelen kısım ne yiyeceğimi bilememekti. En sevdiğim şeyler bile korkutucu görünürken, içim bir yandan da deli gibi onları yemek istiyordu. Ama bunun en kolay formülü Yiyeceklerini önceden hazırlamakmış. Bir gece önceden ertesi günün yiyecekleri hazırlamak, planlamak bizi olası bir ne yiyeceğim düşüncesinden kurtarırken, bir yandan da anlık gelen can çekme krizlerini kontrol altına almamıza yardımcı oluyor.

    Açken markete gittiğimde reyonlardaki tüm rafine ürünler üzerime atlıyor; 'beni al, beni al' diye. Düşen kan şekerimde onların en büyük destekçisi oluyor tabii. Bu durumda açken markete gitmemek ya da ara öğünler ile dengeyi sağlamak oldukça başarılı bir çözüm gibi görünüyor sanki 😊

    Açlık var, açlık var mesela. Sırf can sıkıntısına yemek yemek istediğiniz ya da bir şeyler atıştırdığınız olmuyor mu hiç? Benim çok oluyor, özellikle de işte zaman zaman o kadar çok sıkılıyorum ki 'ne yesem' diye aranıyorum. Aslında yemeğe sarılmak yerine mesela dışarı çıkıp hava alabilir, su içebilir, bitki çayı içebilir; gereksiz kalori yükü altına girmeyebilirim. Yani açlığımızı kontrol edebiliriz, hele ki duygusal açlıksa.



    Açlık kontrol edilebildiği gibi porsiyon kontrolü yapmak da elimizde aslında. Büyük tabak yerine küçük bir tabak kullanmak hem gözümüzün açlığını giderir hem de dozunda yememizi sağlar.

    Kilo vermek ya da istediğimiz bedene kavuşmak sadece beslenmeden ibaret değil, egzersiz yapmak da bir o kadar önemli. Bunu bilmeyen yoktur tabii ki ama ya egzersiz yapmayı sevmiyorsak?

    Aslında egzersiz yapmayı sevmemek diye bir şey yok, sevdiğin egzersizi bulamamak diye bir şey var.
    Bunu da deneye yanıla bulabiliriz.

    Ama bir de egzersiz yapmayı sevip yapmayanlar var ki ben gibi, zorlamaktan başka yapacak bir şey yok. 😊 21 gün zorlayıp, alışkanlık kazanmak önemli bir basamak olabilir, benim gibi tembeller için.



    Hayatta önemli olan hedef belirlemek ve hedefe giderken yaşadığımız zorluklar karşısında yılmamak derdim, ki öyle de ama gün içinde yaşadığımız yorgunluklar ne yazık ki bizde tükeniklik gibi sorunlara yol açıyor. Bu yüzden ne spora ne düzenli beslenmeye zaman kalmıyor. İşte böyle bir durumda da motivasyonumuzu belirlemek, bize bir düzen belirleme de yardımcı olabilir.

    Kilo vermek de sağlıklı beslenmek de yapabileceğimiz şeyler olup, kontrolleri elimizde..
    Sadece içimizde onun gücünü bulabilelim..

    Sevgiyle ve Sağlıkla Kalın 💖
    Devamını Oku
    Herkese Merhaba,

    Sağlıklı beslenmenin yaygınlaşmasıyla beraber hayatımıza birçok yeni terimle beraber birçok yeni lezzet katıldı, katılmaya da devam ediyor.

    Bu lezzetlerin başını da zencefil ve zerdeçal gibi baharatlar çekiyor.
    Aslında atalarımızın ilaç saydığı bu iki baharatın evlerimizinden eksik olmaması gerekirken, bizler yeni yeni almaya, kullanmaya başladık.
    Geç olsun güç olmasın ama öyle boş boş da kullanılmasın.

    Zerdeçal Sütü yani Golden Milk hayatımıza giren ve 'bu da nedir?' diyeceğimiz terimlerden biri aslında.
    Bana göre Golden Milk adı kendisine çok uygun; zira tatlımsı sarı rengiyle hafif altını çağrıştırırken, faydalarıyla 'altın değerindeyim ben' diyor.



    Mesela,
    - Antimikrobiyel olmasından dolayı bakteri enfeksiyonları ile ağız enfeksiyonlarıyla savaşıyor.
    - Astım, bronşit gibi hastalıkları tedavisinde etkili oluyor.
    - İltihabı kurutma özelliğinden dolayı kolon, cilt, göğüs, prostat kanseri gibi kanser hücrelerinin yayılmasına ve hücrelerin daha fazla zarara uğramasına engel oluyor.
    - Doğal aspirin olarak bilindiğinden dolayı baş ağrısı, ülser gibi rahatsızlıklara iyi geliyor.
    - Düzenli tüketiminde öksürüğü ve soğuk algınlığı geçiriyor.
    - Eklem yanmaları ile kas ağrılarının tedavisinde rol alıyor.
    - Aslında çeşitli ağrı sızı için bir tür ağrı kesici görevine soyunuyor
    - Kanı temizlemesinden dolayı detoks özelliği var
    - Zerdeçal bir kalsiyum kaynağı olduğundan dolayı kemik sağlığına fayda sağlıyor. Sağlıklı kemikler için her gün içilmesi gerekiyor.
    - Güçlü bir antiseptik olduğundan hazımsızlık, ishal, ülser gibi rahatsızlıklarda tedavi edici bir içecek.
    - Menstural kramp ve ağrılar için iyi ağrı kesici olmasıyla da biliniyor aslında.
    - Her gün içilen bir bardak zerdeçal sütü uykusuzluğa ve egzamaya savaş açıyor mesela.
    - Ve listenin başından beri her maddede gözlerimizin aradığı bir faydası daha var ki her faydası bir yana o bir yana 😊 Yağ yakmada da epey etkili zerdeçal sütü.

    Peki nasıl yapacağız biz bu kadar faydalı bir sütü?

    - Bir bardak süt (ben genelde yarım yağlı inek sütü tercih ediyorum)
    - Bir çay kaşığı zerdeçal
    - Yarım çay kaşığı tarçın
    - Çeyrek çay kaşığı zencefil
    - Bir çay kaşığı bal,
    - Bir fiske karabiber (çünkü zerdeçalın emilebilmesine katkı sağlıyor)

    Hepsini bir cezveye ya da tencereye koyup biraz kaynatıyoruz ve sonra afiyetle tüketiyoruz dilimizi, damağımızı yakmadan 😊

    Her akşam yatmadan önce ya da gün içerisinde kahve niyetine tüketilebilir.
    Tüketilmeli de aslında.

    Sevgiyle ve Sağlıkla kalın, 💖

    Devamını Oku
    Herkese Selam,

    15 Temmuz Cuma günü, 25'i bitirip, 26'ya doğru yol alacağım. 30'a 5 kala bir şeyleri değiştirmek istediğime karar verdim. Sene başında aldığım karardan bu yazımda bahsetmiştim fakat bunu bir tık ileri taşıyıp artık bir yaşam tarzı haline getirmek istiyorum. Kendime saygı duyuyorum ve kendim için çabalamam gerektiğine inanıyorum.

    Hal böyle olunca ister istemez neyin yerine ne yiyebilirimi araştırmaya çalışıyorum. Bir de uzun bir süredir takip ettiğim, bu konuda epey uzmanlaşmış kişilerin bilgilerini de sömürdüğümü itiraf etmeliyim.



    Uzun bir süredir izlemeyi planladığım bir belgesel izledim bugün.

    That Sugar Film

    Bu kadarını beklemiyordum açıkcası. Bir kısmını sinir krizi eşliğinde, bir kısmını da neredeyse gözlerim dolu dolu izledim.

    3 yıl önce şekeri hayatından çıkar Damon, bir deney yapmaya karar veriyor. 2 ay boyunca sadece 'diyet' ürünleri başlığı altında satılan yiyecekleri tüketerek Avustralyalı bir insanın ortalama olarak aldığı 40 çay kaşığı şekeri alarak vücudundaki değişimleri gözlemliyor. Gerçekten vücudunda olanları sizde gözlemleyebiliyorsunuz. Başta parlak olan cildi deney sonunda solgun görünüyor ve şekerin yaptıklarını duyunca 'Ben bunu vücuduma nasıl yapıyorum?' düşüncesinde kaybolabiliyorsunuz. Ki işin kötü yanı bu ürünler 'diyet' ürünleri yani normal yediğimiz çikolata vs. değil.
    Filmden çıkarılması gereken çok fazla mesaj var. 'Sorun kalori hesabında değil, kalori kaynağında' sözü beni etkileyen bir mesaj oldu açıkcası.

    Link vermek istemiyorum ama Google'a adını yazdığınızda karşınıza birçok site çıkacak, onlardan birinde rahatlıkla izleyebilirsiniz. Ama mutlaka izleyin. Yaklaşık 2 saat. Kendiniz için geçirebileceğiniz en güzel 2 saat bence. Ben yediklerimden memnumun deseniz bile izlemeli, herkese izletmelisiniz.

    Ecem , Beril Oymak ve Ceren Yavuz takip etmekle kalmayıp, tüm paylaştıklarını sömürdüğüm kişiler. Tüm sosyal medya kanallarından faydalı ve oldukça motive edici şeyler paylaşıyorlar. Bakmanızı tavsiye ederim.

    Sevgiyle ve Sağlıkla kalın :)
    Devamını Oku
    Herkese Merhaba,

    Bugün Pazartesi. Ben söylemeden önce de biliyordunuz, hatta acı acı hissediyordunuz. Hatta ve hatta sabah alarmın çalmasıyla 'Olamaz' etkisini hissettiğiniz andan beri biliyorsunuz. Ne kadar abartarak anlattım değil mi? Aslında biz de öyle yapıyoruz. 'Pazartesi' , sözcüğünün arkasına 'Sendrom' kelimesini ekleyip, günü kendimize işkence ediyoruz. Günle de kalmayıp haftayı işkenceye çeviriyoruz çünkü sendromu unutma evresi hemen hemen Çarşamba sabahına kadar devam ediyor. Çarşambadan sonra da bir bakıyoruz 'Hoop Pazar olmuş bile!' 

    Biz farketmeden haftalar bu şekilde; biz daha ne yaşadığımızı, ne hissettiğimizi, hatta hangi tarihte olduğumuzu anlamadan ve yaşadığımız hiçbir duyguyu hazmedemeden koşup gidiyor.

    'En büyük korkun ne?' deseler; cevabım kesinlikle 'yaşadıklarımı ve hissettiklerimi unutmak' derim. Hazmedemediğim ya da içime işleyemeyediğim her şeyi de çok kolay unutabileceğimin farkındayım.
    Bu yüzden günleri 'yaftalamak' ve çabuk geçsin diye beklemek istemiyorum. Onun yerine günlerimi daha güzel, daha keyifli ve hatta daha sağlıklı bir hale getirmek istiyorum.



    Bununla ilgili olarak da haftalardır (sanırım aylardır) kitaplığımda duran ELLE dergisiyle aldığım bir kitabı kurcalamaya başladım.

    'Güne Mükemmel Başla / Tibet'in Gençlik Pınarı'

    Kitapta, Tibet'in 'Beş' hareketini yaparak vücudumuz için yepyeni bir altyapı oluşturmamızın mümkün olduğu anlatılıyor. Toplamda 10 ile 20 dakika arasında değişen bu beş hareket vücudumuzdaki 7 çakranın aynı anda ve aynı hızda dönmesini sağlıyor ki bu da sağlıklı bir vücuda denk geliyor.

    Peki Çakra nedir? Kısaca, kökeni Hint Geleneklerine dayanan vücudumuzdaki enerjı alanları. Deli saçması gibi gelse de yapılan birçok bilimsel araştırmada, vücudumuzda salgılanan ve hormonların yöneticisi olarak bilinen endokrin hormonuyla bağlantısı olduğu kanıtlanmış durumda.

    Bu beş hareketi belli bir sürede yaptığımızda daha sağlıklı ve daha genç bir vücuda sahip olabileceğimiz vaadediliyor. Bunu kim istemez ki! Deli saçması olsa bile her sabah kendime ayıracağım maksimum 10 dakika günümü zaten güzelleştirecektir. Hiç olmadı belki de Plasebo Etkisi yaratır ve kendimi daha iyi hissederim.

    Bu Tibet'in Beş Hareketi , günlerimi güzelleştirmek adına atacağım ilk adımlardan biri olacak gibi. Denemeye değer buluyorum. Denedikçe etkilerini de yazabilirim isterseniz ama kendinize bir şans vermekten korkmayın. Hayatımızın geri dönüşü yok. Şu an bu yazıyı okurken, giden saniyelerinizin geri dönüşü yok. (Yazıyı okumayın bırakın demek istemediğimi biliyoruz değil mi? :))
    Kendiniz için sevdiğiniz şeyleri yapacak zamanlar yaratın. Kendinize zaman yaratın.

    Snapchat (ayse.bykl) üzerinden güne nasıl başladığımı ve neler yaptığımı paylaşıyor olacağım. İsterseniz destekçiniz bile olabilirim :)

    Yorumlarınızı bekliyorum..

    Sevgiyle ve Sağlıkla Kalın :)
    Devamını Oku
    Eskİ
    Yazılar

    Hakkımda

    Fotoğrafım
    Ayşe Baykal Girginkoç
    Hayat, ciddiye almak için çok kısa; keyif almak için çok uzun bence..
    Profilimin tamamını görüntüle

    Takİp Edİn

    • facebook
    • twitter
    • instagram

    En Son Yazılanlar

    E-Posta Gönderelim!

    * indicates required

    Arşİv

    • ▼  2022 (1)
      • ▼  Nisan 2022 (1)
        • Eskişehir Güzellemesi
    • ►  2019 (13)
      • ►  Mart 2019 (6)
      • ►  Şubat 2019 (3)
      • ►  Ocak 2019 (4)
    • ►  2018 (12)
      • ►  Aralık 2018 (6)
      • ►  Kasım 2018 (2)
      • ►  Eylül 2018 (1)
      • ►  Temmuz 2018 (1)
      • ►  Nisan 2018 (1)
      • ►  Ocak 2018 (1)
    • ►  2017 (12)
      • ►  Temmuz 2017 (1)
      • ►  Haziran 2017 (2)
      • ►  Mayıs 2017 (1)
      • ►  Mart 2017 (3)
      • ►  Şubat 2017 (4)
      • ►  Ocak 2017 (1)
    • ►  2016 (34)
      • ►  Aralık 2016 (2)
      • ►  Kasım 2016 (1)
      • ►  Ekim 2016 (4)
      • ►  Temmuz 2016 (4)
      • ►  Haziran 2016 (1)
      • ►  Mayıs 2016 (3)
      • ►  Nisan 2016 (4)
      • ►  Mart 2016 (4)
      • ►  Şubat 2016 (6)
      • ►  Ocak 2016 (5)
    • ►  2015 (4)
      • ►  Kasım 2015 (3)
      • ►  Ekim 2015 (1)

    İletİşİm Formu

    Ad

    E-posta *

    Mesaj *

    Son Okunanlar

    • 52 Hafta 52 Değişim - 1. Her Gün İhtiyacın Olan Suyu İç!
    • Freddie VS Müslüm - Bu Bir His Savaşıdır!

    En Çok Okunanlar

    • 20li Yaşlarda Okunması Gereken 12 Kitap
    • Kaliteli Zaman ft. İyi İlişkiler!
    facebook Twitter instagram

    Created with by Ayşe Baykal | Distributed By A Piece of Passion in Life

    Back to top