Blogger tarafından desteklenmektedir.

A Piece of Passion In Life

    • Anasayfa
    • Sağlıklı Beslenme
    • 52 Hafta 52 Değİşİm
    • İyİ Yaşam
    • Tavsİyemdİr
    • _Okunma
    • _İzlenme

     Herkese Selam,

    Uzun oldukça uzun bir aradan sonra yazabiliyor olmak oldukça ilginç geliyor. Meğer klavye kullanmayı unutmamışım. ☺

    Şaka bir yana bu yazı bolca Eskişehir güzellemesi içerecek olup eğer varsa, ki sanmıyorum, sevmeyenlerini rahatsız edebilir. Şimdiden haber vermiş olayım dedikten sonra konuya ışık hızıyla dalıyorum. 

    24 Mart eşimle yıldönümümüzdü. Kendisi Mor ve Ötesi grubunu çok sever. Hediye olarak da genelde deneyimsel hediyeleri sevdiğimiz için konser bileti arayışına girdim. Lakin en yakın zamanda İstanbul'da konserleri yoktu. Araştırırken 25 Mart tarihinde Eskişehir Anemon Otel'de konserleri olduğunu gördüm ve eşime işyerinden izin alıp alamayacağını sordum. İzin kısmını halledebileceğini söyleyince Eskişehir planlamamız başlamış oldu. 

    25 Mart sabahı 08:15'de Söğütlüçeşme'den kalkacak Yüksek Hızlı Tren ile gidecektik. Onun öncesinde otobüs bileti ayırtmıştık gidiş dönüş, fakat tren bileti var mı acaba diye baktığımızda trenin hem daha uygun olduğunu hem de daha kısa sürede orada olabileceğimizi farkettik. Yani hızlı tren otobüse göre hem yarı yarıya karlı hem de daha kısa sürede ulaşıyorsunuz. 

    Şahane bir gün doğumuyla evimizden çıktık ve en yakın metrobüs istasyonuna kendimizi bırakalım dedik. Şahane bir gün doğumu dediğime bakmayın demeyeceğim çünkü turuncu ve inanılmaz parlak bir gökyüzü bize eşlik etti. Bir tarafta ay bir tarafta yeni doğmaya başlayan güneş. Güzel bir 25 Mart sabahı için teşekkürler Evren!

    Söğütlüçeşme'den yüksek hızlı tren ile 3 saat 5 dakikada Eskişehir'e ulaştık. Biraz gürültülü ama genel olarak iyi bir yolculuktu. Otelimiz Peri 26'ya erken gittiğimiz için henüz odamızın hazır olmadığını öğrendik ve kahvaltı için haritalardan bulduğumuz Bal Kahvaltı'ya geldik. Kahvaltı seçenekleri çok fazla. Biz sıcak kahvaltı tabağı ile kahvaltı tabağı tercih ettik. Özellikle vegan/vejeteryan menüsünün olması ilgimi çekti. Tabii bunu tercihimi yaptıktan sonra gördüğüm için deneyimleme imkanım olmadı. Ancak kahvaltı tahmin ettiğimden de yetersiz ve açıkcası lezzetsizdi. Yaklaşık 110 TL gibi bir ödeme yapıp menüde kahve seçeneği olmadığı için biraz ilerisinde bulunan MONK isimli kafeye gittik. Burası tam bir kitabevi kafe konseptinden geniş seçenekli, büyük ama bir o kadar şirin bir kafeydi. Şahsen ben kendimi kaybettim kitaplara bakmaktan. Hasta olduğum için kahve yerine bitki çayı istedim eşim ise espresso. Bitki çayı teapot ile oldukça dolu dolu geldi ve lezzetliydi de. Ancak eşim espressonun oldukça ekşi olduğunu iletti. 

    13:30'a doğru otelimize ulaştık ve biraz dinlendik. Akşama konser olduğu ve konserde Tepebaşı'nda olduğu için rotamızı Tepebaşı tarafına çevirdik. Hem barlar sokağını görelim hem de gelmişken Varuna Gezgin'in ilk şubesini görelim dedik. Barlar sokağında yürürken Adanalı Bekir Usta ile karşılaştık. Kebap ince çizgim olduğu için tabii ki de içeri girdik. Birer porsiyon Adana söyledik. Ancak ikramların ardı arkası kesilmedi. Sanırım yediklerimin hepsi şahaneydi. Ba-yıl-dım. Oradan çıkıp Varuna Gezgin'e doğru yürüdük. İstanbul'daki mekanına göre bambaşka geldi bize Varuna. Daha fresh, daha şık ve çalışanları inanılmaz tatlıydı. Bir süre orada vakit geçirdikten sonra konser alanına doğru yola çıktık. Hava biraz soğuk olmasına rağmen yaklaşık 1 saatlik bir yol yürüdük. Anemon Otel'e geldiğimizde sıra zaten başlamıştı. Şahane bir konserdi çevremdeki herkese gidip dinleyin diye baskı yapacağım :)


    Dönerken merkeze çok uzak bir noktada olduğumuz için taksiyle dönmeyi tercih ettik. Zaten kullandığımız tek ulaşım aracı da o taksi oldu onun dışında her yere devamlı yürüdük. Taksideyken yanımızdan geçen bir araçtan ateş edildi. Bize doğru mu havaya mı bilemiyorum ama çok şükür ki hiçbir sorun yaşamadan Barlar Sokağı tarafına geldik. Bir mekana oturalım dedik ancak her yerde hem çok fazla polis vardı hem de tüm mekanlar hınca hınç dolu. Zaten yorgun da olunca geceyi bitirelim dedik ve otelimize gittik. 

    Ertesi gün, güne 10:00 gibi başladık. Öncesinde Porsuk Çayı kenarındaki kahvaltıcılarda serpme kahvaltı yaptık ve yönümüzü Odunpazarı tarafına çevirdik. En çok görmek istediğimiz yerlerden biri olan Odunpazarı Modern Müze'ye tek kelimeyle bayıldım. Hem içerisinde yer alan sanat çalışmalarına hem bulunduğu alana hem de kafe/restoran bölümüne bayıldım. Şahane düşünülmüş bir yer. Bununla ilgili detaylı yazıma buradan ulaşabilirsiniz. 

    OMM'dan çıkıp Eskişehir Arkeoloji Müzesi'ne gitmeyi planlıyorduk fakat yolumuzun üzerinde Yılmaz Büyükerşen Balmumu Müzesi'ni görünce ve sırada olmayınca önceliği oraya verdik. İyi ki de girmişiz. İlk kez balmumu müzesi gezmenin yanısıra başarılı yapılmış eserlerdi. Keyifle oradan ayrılıp Arkeoloji Müzesi'ne doğru yola çıktık. Bir süre yürüdük ve yürürken de Eskişehir'e taşınıp taşınamayacağımızı konuştuk. Bu fikir ikimize de sıcak gelse de sanırım ben hala deniz görmeden yaşayamayanlardanım. 

    Arkeoloji Müzesi'ndeki gezimizden sonra Odunpazarı tarihi evlerinin arasına girdik ve OMM Restoran kısmına geçtik. OMM restoran kısmında bilmeyenler için hayat kurtaran bir bilgi vermek istiyorum ☺Lavabolardaki muslukları iterek ve döndürerek açıyorsunuz. İlk kez bir yerde açmayı beceremeyip ellerim köpüklü başka bir hanımefendiden yardım istemek durumunda kaldım :) 

    OMM restorana dönecek olursak alkol seçkisi inanılmaz geniş. Şampanyasından çeşitli kokteyllerine, rakısına kadar her çeşit mevcut. Fiyatları oldukça iyi. İç tasarıma değinemiyorum bile çünkü her yerden sanat fışkırıyor ve bu durum mutlaka size bir ilham veriyor. Kokteyl denemeyi sevenlere mutlaka Medcezir ve Aşk Yeniden'i tavsiye edebilirim :)

    Tarihi Odunpazarı Evleri arasında gezerken Tarihi Odunpazarı Köfteci Ahmet ile karşılaştık ve Balaban köfteye kesinlikle hayır diyemedik. Mümkünse demeyin de zaten. Bu kadar lezzetli az şey yemişimdir sanırım. 

    Arkeoloji müzesinden dönerken billboardlarda 26 Mart tarihinde Macbeth oyununun olduğunu gördük ancak online olarak biletini alamadığımız için opera binasına yürümeye karar verdik. Yaklaşık 30 dakikalık bir yürüyüşten sonra opera binasına ulaştığımızda oyunların iptal edildiğini öğrendik. Oyuncular rahatsızlanmış. Güvenlik güleryüz ve tatlı bir dille bu durumu bize anlattı. İstanbul'da resmen güleryüze hasretmişim :(

    Yürüyerek yine meydana ve Porsuk Çayı kenarına geldiğimiz Adım Sanat diye bir kafe ilgimizi çekti ve hazır üşümüşken oturup çay içtik. Hem kitabevi hem söyleşilerin düzenlendiği şahane ve oldukça büyük bir yerdi. Çocuk kitapları kısmına özellikle bayıldım. Otele dönerken otelin çevresindeki sahafları turladık ve ne zamandır deneyimlemek istediğim blind date with book olayını deneyimledim. Hintli bir yazarın kitabını almış oldum bu sayede. 

    Biraz dinlendikten sonra meydandaki Travelers Cafe'ye gittik ve sanki öğrenciymişiz gibi şahane keyifli bir akşam geçirdik. Bu arada eşimle bu zamana gittiğimiz tüm illerini toplu taşıma kartlarını biriktirmek gibi bir koleksiyonumuz var ve sanırım en zor Eskişehir'inkine ulaştık. Eskart satılan nereye sorduysak yok dediler. Hatta bir tanesi artık basılmıyor bulamazsınız dedi. Şans eseri tramvay yolunda sorduğumuz bir büfe var deyince inanmayıp boş boş adamın yüzüne baktık. O derece ümidimizi kesmiştik. Ulaşım zamlarından dolayı kolay kolay bulunmayabiliyormuş.

    27 Mart sabahı dönüşümüz 14:48'te olduğu için kalkıp kahvaltımızı yapıp yine Odunpazarı Tarihi Evleri kısmına doğru yürüdük. Tarihi müzeleri ve Ataol Behramoğlu Kütüphanesi gezip tren istasyonuna doğru yola çıktık.

    Eskişehir'e bayıldım. Ciddi anlamda taşınmayı düşündüm diyebilirim. Ama sanırım hala bir sahil kasabasına taşınmayı istiyorum. Kafamda çok fazla proje fikri ile döndüm yani o derece ilham buldum. Eskişehir bence tam olarak iki kısımdan oluşuyor; biri evin yaramaz çocuğu olan Tepebaşı tarafı diğeri de evin ağır topu, sakinliği dillere destan ablası Odunpazarı. Tepebaşı daha partilemeye müsaitken Odunpazarı'nda sakince kitabınızı okuyabilirsiniz. Gezdiğimiz tüm müzeler inanılmaz uygundu. İstanbul'da herhangi bir müzeye girmek 50 TL'den başlarken 20 TL üzerine hiç çıkmadık. Herkes inanılmaz mutlu ya da güleryüzlü. Somurtan kimse görmedim. En önemlisi her yer yürüme mesafesinde olduğu için illa toplu taşıma ya da trafik çilesi çekmek zorunda kalmadım. 

    Mutlaka gidin görün diyebileceğim bir yer. :)

    Sevgiler :)

    Devamını Oku
    Kış mevsiminin gelmesiyle beraber her yerde bir 'Christmas' havası. Kırmızıyla yeşilin uyumu, ışıkların gösterileri içime farklı bir huzur veriyor. Aynı zamanda aralık ayı hediye ve alışveriş ayı olarak da kendini sevdiriyor. Her insan gibi hediye almayı seviyorum ama manevi değeri olanları maddi değeri olanlara göre tercih ederim. İşte bu alışveriş çılgınlığını perçinleyen daha da katmanlayan bir gün var ki belki de sene başından beri herkes bugünü bekliyor; Black Friday!


    Amerika'da Şükran Günü'nden sonraki ilk Cuma günü Black Friday olarak kabul edilir ve tam bir alışveriş çılgınlığı yaşanır. Evet, telefonunuza gelen mesajlardan, günlerdir her yerden gözümüze gözümüze sokulan reklamdan da anlayacağınız gibi tam bir alışveriş çılgınlığı. Markalar ihtiyacımız olmayan 15. kazağı 'Alsam mı?' acaba diye düşündürürken, elini cebimizdeki paraya ve anlık yaşayacağımız mutluluğa uzatmış durumda. 

    Daha önce mağazacılık ve hazır giyim sektöründe çalışmış biri olarak firmaların planladığı kampanyaları ve satış stratejilerini az buçuk biliyor ve anlayabiliyorum. Fakat anlayamadığım insanların nasıl bir ürünü almak için kendinden bu kadar geçebildiği. Gerçekten ihtiyacmız var mı kendimizi, almak için hırpaladığımız o ürünlere? Dolabımızda yer var mı 20 farklı kazağa, 15 farklı monta? Aldığımız her ürün bize ekstra yük olarak dönüyor ve bizi ayrıca yıpratıyor aslında. Maddiyatla elde ettiğimiz her ürün bizi mutlu etmek yerine aksine bunaltıyor. 

    Bu büyük indirimlere neden Black Friday (Kara Cuma) denilmiş biliyor musunuz? O gün mağazalarda çalışanların zor şartlar altında ve uzun süreler çalışmasından, hatta insanların birer The Walking Dead edasıyla her yeri yağmalamasından dolayı bu ismi almış. 2006 yılında Ohio'da bir Wal-Mart'ta, kapıların açılmasıyla beraber insanların hem birbirine hem de çalışanlara zarar vermeleriyle isim, hakkını vermiş bence. 

    Sade, Black Friday'e karşı yazılmış en güzel kitaplardan biridir. 

    Tüketim çılgınlığı hem evrenin koşullarını zorlarken hem de insanlık olarak birbirimize zarar vermemize vesile oluyor. Çünkü kullanılan her fabrika; su, elektrik ve çevre kirliliği olarak doğayı bitiriyor. Ucuz ve acı koşullarda çalışan çocuk işçiler, işçiler de insanlığın unuttuğu ayrı bir nokta. 

    Black Friday indirimlerinde kendinizi kaybetmemek ve insanlığa kötülük yapmamak adına size birkaç yapım önermek istiyorum ki özellikle bugünlerde izlerseniz ileride daha mutlu olabileceğinize inanıyorum. 

    - The True Cost Belgeseli, moda sektörünün insanlık ve dünya üzerindeki etkilerini en güzel anlatan belgesellerden biri. 

    - Minimalism: A Documentary About the Important Things, minimalist yaşam aslında bir süredir hepimizin duyduğu bir konu. Hayatımıza entegre edebildiğimiz bir noktada o iç huzuru maddiyat olmadan bulabilmenin yolu oluyor. 

    - The Devil Wears Prada, en sevdiğim filmlerden biridir. Hem tüketimi çok güzel anlatır hem de 'aslında olmak istediğimiz kişi belki de bizi mutlu etmeyecektir' mesajını çok güzel verir. 

    -They Live, dünyada yaşanan tüm olayları gerçekten görebilseydik yine bu dünyaya böyle davranmaya devam eder miydik?

    - The Truman Show, sanırım tüketim çılgınlığını en iyi anlatan filmlerden biridir. Zaman zaman hangimiz Truman Show'da yaşadığını düşünmüyor ki! 

    Her şeye rağmen haftasonu mağazaları biraz olsun gezip, dolaşmak istiyorsanız lütfen o mağazada çalışmak zorunda olan insanları da düşünün. Ayrıca sizin yere attığınız ürünler de ülkenin maddi kaybı olarak bize zarar veriyor. 

    Biraz sağduyu biraz da empati sizinle olsun haftasonu boyunca.

    Sevgiyle ve Sağlıkla kalın ❤

    Devamını Oku
    Herkese Selam,

    Hepimizin çok yoğun olduğu ve kafamızı kaşıyacak vaktimizin olmadığı zamanlardayız. Zira hepimiz ya işten güçten ya da Instagram'dan çıkamıyoruz. Yabana atılmayacak bir gerçek varsa o da hepimizin içinde bir influencer var ve bu influencer başkalarının hayatlarını çok merak ediyor.

    Durum böyle olunca yeni bir şeyler öğrenmeye vaktimiz kalmıyor çünkü zaman kuş misali uçup gidiyor. Geçenlerde Instagram hesabım üzerinden bu konuyla ilgili bir anket yaptım.
    Sonuçlar gördüğünüz gibi. Yeni şeyler öğrenme konusunda meraklıyız fakat bir kursa adapte olmayı sevmiyoruz. Online olsun bizim olsun, rahat olsun kafasındayız. 

    Ev şu an sertifikadan geçilmiyor, annem 'bunları çeyizine koyacağım' diyorsa online kursların katkısı büyük. Oldukça meraklı yapım için üniversitede her merak ettiğim konunun eğitimini alarak kendimi yıpratmaktansa, bu şekildeki kurslar oldukça faydalı. Kullandığım/deneyimleme imkanı bulduğum birkaç online kurs hizmeti veren siteyi anlatacağım aşağıda. 

    Alison

    Göz bebeğim olur kendisi. Şu an devam eden 13 kursum var içerisinde (Beslenme, Halkla İlişkiler, Fransızca, Dijital Fotoğrafçılık gibi) Tamamen ücretsiz. Sadece ben 'gözle gördüğüme inanırım, elimde bir sertifika olsun' derseniz sertifikanızı evinize kadar gönderiyorlar ama ücretini ödemeniz koşulu ile. Bu ücret ise seçtiğiniz kursun değerine göre değişiyor. Diploma programları biraz daha pahalı. Ama gerek yok derseniz de size bir sertifika numarası veriyor özgeçmişinize ekleyebilmeniz için.  9 farklı kategori sunuyor öncelikle; Teknoloji, Dil, Bilim, Sağlık, Beşeri Bilimler, İş, Matemetik, Pazarlama ve Yaşam Tarzı. Kursların dili değişse de çoğunluğu İngilizce ve ne yazık ki hiç Türkçe ders yok. Bu yüzden İngilizce biliyor olmanız gerekiyor. 

    Udemy

    Ücretli/ücretsiz, Türkçe/ İngilizce, bireysel/kurumsal birçok eğitimi bünyesinde barındıran bir site. Ücretli olanlar içinse her daim bir indirimi var. Udemy ile ilgili beni en sevindiren şey ise kurucularının arasında iki tane Türk olması. Milletçe yaptığımız girişimlerin uluslararası bir platforma dönüşmesi bence gururlandıran bir konu. 60000+ online kursa hakim olması da aradığınız her konuyla ilgili kurs bulabilmenize imkan sağlıyor. Bence tek kötü yanı kursların bireysel de olabilmesi. Çünkü kişinin ne kadar yetkinliği var bilmiyoruz ve bu konu bana güvence vermiyor. Bu yüzden de seçerken üniversitelerin hazırladığı kursları tercih etmeye çalışıyorum. 



    Coursera & edX

    Coursera ve edX bence benzer platformlar. İkisinde de Michigan, Illinois, Berkeley, Harvard, Oxford gibi köklü üniversitelerin hazırladığı kurslar var. Dilleri genel olarak İngilizce. Kursları online takip edebildiğiniz gibi geçmiş dönemlerdekileri de alabiliyorsunuz. Evet, hemen hemen hepsi ücretli ve dolar bazlı. Ama iyi bir üniversiteden online da olsa sertifika almış olmak bence önemli. 

    Lynda & Skillshare 

    LinkedIn 'in kurulmasından sonra ortaya çıkan ve kendimizi yeni iş dallarında geliştirmemizi sağlayan platformlar. Genelde bireysel kurslar var. Sitelere kaydolmak ücretli olduğu için kurslardan ücretsiz faydalanabiliyorsunuz. En güzel avantajları oldukça üstün yetkinlikler sağlayan kurslar olması. 

    Codecademy

    Yazılımla olan bağımı bilmeyen kalmadı sanırım. Codecademy ücretsiz kodlama öğrenmenizi sağlayan bir platform. İsterseniz ücretli kısmını satın alıp, yazdığınız uygulamaları test edebiliyorsunuz. Ben Java öğrenmeye başladım ve İngilizce. Ama zaten amacınız kodlama öğrenmekse İngilizce bilmeniz gerekiyor. Çünkü terimler İngilizce. 

    Evet, her şeyin başı İngilizce. Önce onu bilirsek tüm kapılar rahat rahat açılacak. Onunla ilgili ise tavsiyem bol bol pratik yapabileceğiniz bir ortam yaratmanız. Duolingo ise en güzel destekçiniz olabilir. 

    Sizin kullandığınız / deneyimlediğiniz online kurslar var mı? 
    Sevgiyle ve Sağlıkla Kalın ❤

    Devamını Oku
    Herkese Selam,

    Sanırım Haziran ayı 2017 senesi içerisinde ne zaman başladığını, ne zaman bittiğini anlamadığım tek ay. Bir baktım haziran, bir baktım temmuz. Yani 'göz açıp kapayıncaya kadar geçti' sözünü bir güzel deneyimlemiş oldum.

    Kısacık aya sıkıştırabildiğim kadar yeni şeyler sıkıştırmaya çalıştım. Mesela 4 film, 1 dizi sıkıştırdım.



    Haziran ayında sanatseverleri ya da daha doğru tabirle nostaljiseverleri üzen bir haber yayıldı: Beyoğlu Sineması kapanıyor.. Daha önce bir kere gitme fırsatı bulduğum için kendime kızdım. Tabii çeşitli kampanyalar başlatıldı da bir süre daha açık kalacak. Bunu fırsata çevirmek için bundan sonra izleyeceğimiz tüm filmleri, bu tarz eski sinemalarda izleyeceğiz ki en azından bir katkımız olsun.

    Beyoğlu Sineması gibi sinemaların en güzel yanı ise Başka Sinema'nın bağımsız filmlerine yer veriyor olmaları. Kedi filmini Beyoğlu Sineması'nda ,93 Yazı 'nı Rexx'te, Yaşam Kürü (A Cure for Wellness) filmini ise evde izledim.

    Kedi, 80 dakikalık 2016 Türk yapımı bir belgesel. Aynı adı gibi kedilerden oluşuyor. İstanbul ve kedilerden desek daha doğru olur sanırım. Film, İstanbul ve kedilerin nasıl ayrılmaz bir bütün olduğunu anlatıyor. Kediseverlerin kaçırmaması gereken oldukça sevimli bir film.



    93 Yazı, 96 dakikalık 2017 İspanyol yapımı. 6 yaşındaki Frida'nın ailesini kaybetmesi sonucu dayısı ve yengesinin yanında yaşamaya başlamasını, çocuk haliyle yaşadığı travmanın etkilerini anlatan güzel bir film. Özellikle de filmin görselliği beni çok etkiledi. Renklerin güzelliğiyle İspanya bir kere daha 'hadi gel' diyor.. 😏

    Yaşam Kürü ise tavsiye üzerine izlediğim, 2 saat 26 dakikalık, 2016 Amerikan - Alman ortak yapımı bir film. Bir sağlık merkezinin geri planında dönen entrikalarını gün yüzüne çıkarmaya çalışan, çalıştıkça kendini daha da batmış halde bulan bir gencin hikayesi diyebiliriz. Aslında gerilim filmi olmasına rağmen verdiği mesaj bambaşka; 'Hırs, bir gün seni de bitirir' 

    Ama şu gerçeği de söylemeden geçemeyeceğim; eski sinemalar nostaljisiyle güzel kabul ediyorum, fakat bu nostalji özelliklerini fiş şekilde bilet vererek kaybettiklerini fark etmedikleri gibi salonlarda da yapılabilecek ufak değişiklikleri göz ardı ediyorlar. Aslında bir bakıma da bu yüzden kapanmaya yüz tutuyorlar. Konfor, tüm hayatımızı yönlendiren bir kavram sonuçta.

    İzlemek demişken National Geographic her zamanki gibi muhteşem bir belgesel serisine imza attı: Deha (Genius)
    Albert Einstein'ın hayatını ve bilinmeyenlerini anlatan 50 dakika süren dizi oldukça başarılı. Hem gençlik dönemi hem de orta yaşlı bir Einstein görmek oldukça güzel. Einstein'ı canlandıran Geoffrey Rush, zaten sevdiğim bir aktör olduğundan bu rol için biçilmiş kaftan olduğunu itiraf etmeden geçemeyeceğim. Sosyal medyada yapılan paylaşımlarına bakılırsa da diğer Dehalar üzerinden dizi devam edecek ve bizi sürüklemeye devam edecek.



    İstanbul'da yaşayan herkesin hemen hemen sevdiği yerler arasında olan Galata'da bir yer keşfettim. Aslında keşfetmedim, çünkü 'ben buradayım' diye bağırıyor kendisi. Best Coffee Shop Lavazza'nın Galata'daki yeri. Galata Kulesi'nin dibinde, terasımsı yerleriyle, mekana yakışan müzikleriyle, başarılı tatlılarıyla ve sempatik çalışanlarıyla çok hoş bir yer. Sadece kahvesi için başarılı diyemeyeceğim ne yazık ki! Çünkü kahveleri, özellikle filtre kahveleri adına yakışır gibi değil.

    Kendimi bildim bileli resmi içeceğim süt olmuştur hep. Genelde tam yağlı tüketirken, acaba laktozsuz mu tüketsem deyip, bir süre deneyimlerken bambaşka bir sütle tanıştım. Pınar Protein Süt; Kakaolu ve Vanilyalı olmak üzere iki türü var. Protein ağırlık ve laktozsuz. Favorim vanilyası olmakla beraber, soğuk kahvede oldukça başarılı. Kakaolusu ise yulaf ezmesinde tercih edilebilecek durumda bence. Tabii farklı kullanım alanlarınız varsa seve seve dinleyebilirim 😊

    İyisiyle kötüsüyle Haziran'da bitti. Yeni bir ay, yeni umutlar gibi.. Zira her geçen gün sürprizlerle dolu..

    Siz neler keşfettiniz Haziran'da?
    Hadi paylaşalım 😊
    Devamını Oku
    Herkese Selam,

    Mayıs.. Hayatımdaki ilkleri, iliklerime kadar yaşatan ve arkasında birçok ders bırakan Mayıs..


    Bursa gezisi ile başlayan Mayıs ayını hastanede sabahlayarak bitirmek hayatıma farklı bir açıdan bakmamı sağladı.


    Mayıs henüz başlamadan önce bir anda Bursa'ya gitmeye karar verdik. Birkaç gün önce BUDO'dan biletlerimizi aldık. 6 Mayıs sabahı da Sirkeci'den yola çıktık. Yaklaşık 1,5-2 saat süren deniz yolculuğundan sonra Mudanya'ya vardık. Mudanya'da ilk bulduğumuz mekanlardan birinde serpme kahvaltı yaptıktan sonra otobüs, metro, dolmuş gibi her çeşit toplu taşıma aracını kullanarak tamamen ticarethane yuvası olmuş Cumalıkızık Köyü'ne vardık. Sıcak ve kalabalıkla beraber çekilmez olan Köy'den yine çeşitli toplu taşıma araçlarını kullanarak merkeze vardık ve günün koşuşturmacası içinde dönüş BUDO'sunu kaçırdık. Bazen kötü şeyler aslında iyi şeylerin olmasına sebep olmak için olurmuş, bunu ilk defa BUDO'yu kaçırdıktan sonra oturup dinlenme birası içerken farkettim. Farketmekle kalmayıp bir de gün içinde ilk kez nefes almanın güzelliğini keşfettim. Hayat, nefes almakla güzel, nefes almakla anlamlıymış ve koşuşturma aslında hayattan keyif almamızı engelliyormuş.


    Bu ay iki güzel tiyatro oyunu izleme fırsatı buldum. Semaver Kumpanya'nın en güzel eserlerinden biri olan Kuşlar ve Behiç Ak'ın kendisini tanımama vesile olan eseri Ayrılık
    Semaver Kumpanya ile de Çevre Tiyatrosu'nun muhteşem yeri ile de Mayıs ayında tanıştım aslında. Sevinç Erbulak, Fırat Tanış, Serkan Keskin, Sarp Aydınoğlu, Sezin Boyacı gibi oyuncuları tanıma fırsatını da bu ayda buldum ve tabii ki sahne performaslarını gözümü kırpmadan izleyerek hayatımdaki 'En Güzel Anlar' kısmına yenilerini ekledim.
    Kuşlar, aslında oldukça 'eski' bir oyun; Aristofanes'in 2500 yıl önce yazdığı ve hala günümüze ışık tutan bir eser.. Bolca imalı olarak günümüze uyarlanan eser de oldukça düşündürücü sahneler vardı ki unutmadan şarkılar da çok uyumluydu. Önümüzdeki sezon olur mu bilmem ama olursa hayatınızdaki koşuşturmalardan 2 saat ayırıp, mutlaka izleyin derim.


    Ayrılık ise kadın erkek ilişkilerinde ayrılık sürecini epey dolu dolu hissettiren bir oyundu. Boşandıklarından 1 yıl 13 gün sonra yanyana gelip, ilişkileri boyunca yaşadıklarını, neler hissettiklerini komik bir şekilde anlatan, anlatırken de içinizde 'Hımmm' hissi uyandıran, kendinizden bir parça bulduran güzel bir oyundu. Sanırım Fırat Tanış ile Sevinç Erbulak'ın ayrılmaz ikili hali önümüzdeki sezon da devam edecek gibi görünüyor, bu yüzden kaçırmadan uyumlarını izleyin. 😊


    Başka Sinema'nın filmleri aynı adı gibi sanat anlamında bambaşka filmler oluyor her zaman. Aynı Gelecek Günler (Things to Comes) gibi.. 2016 Fransa - Almanya ortak yapımı bir film. Fransa'nın direniş esintilerini barındırırken, Almanya'nın felsefik düşüncelerine de yer vermiş. Nathalie adında bir felsefe öğretmenin, önce annesi kaybetmesi sonra da eşinin onu aldatması üzerine boşanması ile hayatının nasıl değiştiği anlatan; anlatırken de hayat üzerine epey düşündüren bir film.


    Müzik, hayatımın vazgeçilmez unsurlarından biri. Ruh halimi değiştiren, motive eden, hatta sesimi beğenmemi sağlayan bir unsur. Yeni şarkıları, müzik türlerini keşfetmeyi de ayrıca severim. Bu ay iki yeni şarkı, şarkıcı keşfettim ve birinin bağımlısı oldum resmen. Manuş Baba'yı bu şarkı ile tanıdım ve tüm şarkılarını dinlemeden duramadım. Bir diğer şarkı ise Ozbi & Gülce Duru'nun Olmazlara Yandım. Gülce'yi daha önceden birebir tanıma fırsatı da bulmuştum ama Ozbi ilk defa dinlediklerimden. Birkaç müzik türünü birbirine bağlayan farklı bir şarkı olmuş bence..

    Mayıs ayında elime pek çok kitap geçti, ama sadece geçtiler.. Ne yazık ki hepsi yarıda kaldı ya da 'Okunacaklar Listesi'nde sıraya yerleştiler.

    Anneler Günü'nde yıllardır burnumun dibinde olan ama hiç gitmediğim bir mekanı da keşfettim. Sarıyer'de oturup, Kireçburnu Fırını'na ilk kez gitmek tabii ki de benim ayıbım.. Ama masaya oturur oturmaz Anneler Günü'nü kutlamak da onların gönülçelen başarısıdır bence. Personelin sempatik tavırları, tatlıların muhteşem lezzeti ve manzaranın efsaneliği.. Söyleyeceklerim bu kadar.. 💖😊


    Bu ay asıl sevdiğim keşiflerden biri yeni bir uygulama ile tanışmak oldu; Piriguide. Tarihi Yarımada, İstanbul'u sevmeme sebep olan yerden biridir. İşte Piriguide ise benim gibi İstanbul'da turistcilik oynayan ya da gerçekten turist olanlar için bir uygulama. Hem yerleri keşfederken hem de onların hikayelerini öğrendiğiniz hatta Saffet Emre Tonguç gibi başarılı rehberlerin eşliğinde hazırlanmış, oldukça başarılı bir uygulama. İşin daha da iyi bir yanı sadece İstanbul değil birçok şehir için hazırlanmış olması. Gezmeyi sevenlere bir tavsiye olsun, eğer hala keşfetmedilerse 😊

    Güle oynaya bitirecektim Mayıs ayını, 'Oh ne dolu dolu bir ay oldu' diye övünerek bir de! 29 Mayıs sabahı kendimi bir anda hastanede buldum ve hayatımda yeni bir cümleyle tanıştım. 'Babam kalp krizi geçirdi' Duygusal anlamda hala çok zorlayan bir cümle bu. Zira beynim idrak edemedi o günlerde. Maksimum grip olan babamı yoğun bakımda cihazlara bağlı görmek çok zordu. 2,5 gün süren sindirme hali. Çok zordu. Kimileri ailesini kaybederken ben durmuş size sadece yoğun bakımda birkaç gün yatmış babamdan bahsediyorum. Çünkü bu zamana kadar yaşadığım en büyük acı bu. Ama anlıyorum, sevdiğin birini kaybetme düşüncesinin korkunçluğunu.. Hayatın kısalığını anlıyorum. Pişmanlıkları anlıyorum. Daha yapacaklarımız varken yapamadan gidebileceğimizi anlıyorum. Bazen gerçeklerle yüzleşmemiz gerektiğini anlıyorum.

    Velhasıl kelam, Mayıs bana dedi ki 'Yaşa kızım, en güzel şekilde yaşa, en sevdiklerinle yaşa, kıymetini bile bile yaşa.. Her nefesinde şükrede şükrede yaşa.. '

    Şimdi her anım daha değerli, her anım daha önemli..

    Sevdiklerinizin yanınızda olduğu, dolu dolu geçirdiğiniz aylarınız olsun.. 💖

    Sevgiyle ve Sağlıkla kalın 💖
    Devamını Oku
    Herkese Selam,

    Yaz bitti demeye dilim varmasa da şehrin kış hali Ekim ile beraber geliyor. Ekim, İstanbul'un en yoğun ayıdır bence ki sırf bu yüzden içim içime sığmıyor.

    Imany'li Akbank Caz Festivali, muhteşem listeli Uluslararası Suç ve Ceza Filmleri ile Film Ekimi ve ve ve asla karşı koyamadığım Sahaf Festivalleri.. Çikolata ve Kahve Festivalleri'ni de unutmamak lazım tabii.

    Bir de bu sene Beyoğlu Belediyesi 50 gün sürecek festivaller serisi başlattı ama detaylı bir kaynağa ulaşamadım.



    Aslında etkinlikler bunlarla sınırlı değil; bu ay içerisinde çok güzel tiyatrolar ve konserler de var. Bunlarla ilgili kendim için detaylı bir Excel sayfası hazırladım ama sanırım epey büyük oldu..

    Yine de faydalanmak isteyenler için bir kopyasını yükleyeceğim.

    Gönlümden geçen detaylı bir workshop listesini de ekleyebilmekti ama ne yazık ki detaylı bir içerik bulamadım.

    Sizler hangi etkinliklere gideceksiniz? Bilmediğim ama mutlaka gitmelisin dedikleriniz var mı?

    Beslenmiş bir ruh ile güzel bir Ekim ayı dilerim sizlere :)

    Sağlıkla ve Sevgiyle Kalın..

    Büyük Excel Listesi :)

    Bu listeyi daha kısa ama daha detaylı yapabilecek farklı platformları veya düşüncelerinizi bekliyorum :)

    Devamını Oku
    Herkese Selam,

    Hepimizin karar vermekte zorlandığı anlar olmuştur değil mi? Hele bir de biraz kararsız bir yapıya sahipsek vay halimize.

    Ayın başında dergilerin yeni sayısına bakarken Glamour Dergisi'nin hediyesi olan Sütlü mü, Köpüklü mü? kitabı ilgimi çekti. Açıklaması daha da ilginçti; 'Hayatınızı değiştirecek 120 karar' 

    2 gündür elimde bir highlighter devamı okuyup, çiziyorum.



    Şimdi tek tek karar ve tercihlerini yazacağım ama yine de alın ve elinizin altında bir yerlerde bulundurun.

        1) Duş mu, banyo mu? Duş
        2) Tüy temizliğinde geçici yöntem mi, uzun vadeli yöntem mi? (Uygun olduğunda) Tıraş
        3) Tartıya mı çıkmalı, bel çevresini mi ölçmeli? Bel çevresi
        4) Ağız gargarası mı, diş ipi mi? Diş ipi
        5) Normal diş fırçası mı, elektrikli mi? Elektrikli
        6) Normal diş macunu mu, beyazlatıcılı mı? Normal
        7) Sprey, roll-on ya da stick deodorant mı, terleme önleyici mi? Stick
        8) Güneş korumalı nemlendirici ve fondöten mi, korumasız mı? Güneş korumalı
        9) Nemlendiriciyi sabah mı, kullanmalı, akşam mı? Sabah
      10) Külotlu çorap mı, jartiyerli mi? Jartiyerli
      11) Ayakkabı topuklu mu, düz mü? 3-5 cm topuklu
      12) Egzersizi sabah mı yapmalı, akşam mı? Sabah
      13) Çocuklar televizyonu sabah mı seyretmeli, daha sonra mı? Daha sonra
      14) Kafeinli mi, kafeinsiz mi? Kafeinli
      15) Taze sıkılmış meyve suyu mu, konsantre mi? Konsantre üretilmiş
      16) Gevrek mi, yumurta mı? Yumurta
      17) Çok tahıllı mı, tam tahıllı mı? Tam tahıllı
      18) Probiyotik yoğurt mu, normal mi? Probiyotik
      19) Normal fıstık ezmesi mi, yağı azaltılmış mı? Normal
      20) Tereyağı sürülebilir mi, katı mı? Sürülebilir
      21) Nutella'lı ekmek mi, çikolatalı milföy mü? Nutella'lı ekmek
      22) Müsli mi, granola mı? Müsli
      23) Kızılcık suyu mu, takviyesi mi? Takviyesi
      24) Balık yağı takviyesi mi, multivitamin mi? Balık yağı
      25) Soğuk algınlığı için çinko mu, ekinezya mı? Çinko
      26) Yürüyüş mü, bisiklet mi? Yürüyüş
      27) Bisiklete kasklı mı binmeli, kasksız mı? Kasklı
      28) E-posta mı, sohbet mi? Sohbet
      29) Zorlu e-postalar: hemen mi yanıtlanmalı, sonra mı? Sonra
      30) Mükemmeliyetçi mi, kanaatkâr mı? Kanaatkâr
      31) Bir liste mi, birkaç tane mi? Bir tane
      32) Hep dikkat odaklı mı olmalı, arada hayallere dalmalı mı? Hayallere de dalmalı
      33) Görev dağıtımı mı, kendi işini kendin yap mı? Görev dağıtımı
      34) Toplantı mı, bağımsız çalışma mı? Bağımsız çalışma
      35) Evet mi demeli, hayır mı? Hayır demeli (kibarca)
      36) Başkalarını mı suçlamalı, takılmadan devam mı etmeli? Takılmadan devam etmeli
      37) Özür mü dilemeli, hiçbir şey söylememeli mi? Özür dilemeli
      38) Kararları kabul mü etmeli, değiştirmeye mi çalışmalı? Kabul
      39) Dedikodu mu yapmalı, sessiz mi kalmalı? Sessiz kalmalı
      40) Çay ve kahveyi sadece kendine mi yapmalı, herkese mi? Kendine
      41) Sütlü mü, köpüklü mü? Köpüklü
      42) Meyve suyu mu, buzlu meyveli içecek (smoothie) mi? Buzlu meyveli içecek
      43) Buzlu meyveli içecek (smoothie) mi, meyve mi? Meyve
      44) Portakal mı, kivi mi? Kivi
      45) Yer fıstığı mı, kuruyemiş ve kuru üzüm mü? Kuruyemiş ve kuru üzüm
      46) Bir kutu diyet içecek mi, bir parçalı çikolata mı? Çikolata
      47) Zengin bir öğle yemeği mi, zengin bir akşam yemeği mi? Zengin bir akşam yemeği
      48) Dürüm mü, sandviç mi? Dürüm
      49) Mayonez mi, tereyağı mı? Mayonez
      50) Çorba mı, salata mı? Çorba
      51) Suşi mi, saşimi mi? Saşimi
      52) Soda mı, su mu? Su
      53) Egzersizi içeride mi yapmalı, dışarıda mı? Dışarıda
      54) Arkadaşla mı buluşmalı, yalnız mı yemeli? Arkadaşla bulışmalı
      55) Yüzmeli mi, koşmalı mı? Koşmalı
      56) Güneş kremi mi, korumasız cilt mi? Güneş kremi
      57) Aynı şeyi mi yapmalı, farklı bir şey mi? Farklı bir şey
      58) Eski arkadaşlar mı, yeni arkadaşlar mı? Yeni arkadaşlar
      59) Mideyi tutması için sandviç mi yemeli, yoğurt mu? Süt veya yoğurt
      60) Tatlı patlamış mısır mı, tuzlu mu? Küçük boy patlamış tuzlu mısır
      61) Kuruyemiş mi, cips mi? Cips
      62) Siyah zeytin mi, yeşil mi? Yeşil
      63) Şarap mı, cin tonik mi? Cin tonik
      64) İlk randevu: İçki mi, akşam yemeği mi? İçki
      65) Dokunmalı mı, dokunmamalı mı? Dokunmalı
      66) Prezervatif: Erkenden mi, sonra mı? Erken
      67) Çin yemeği mi, Hint yemeği mi? Hint yemeği
      68) Sarımsaklı ekmek mi, bruschetta mı? Sarımsaklı ekmek
      69) Humus mu, tarama mı? Humus
      70) Salata başlangıç mı olmalı, ana yemek mi? Başlangıç
      71) Makarna mı, pizza mı? Makarna
      72) KFC mi, McDonald's mı? McDonald's
      73) Kırmızı şarap mı, beyaz mı? Kırmızı
      74) Organik mi, değil mi? Organik olmayan
      75) Az yağlı mı, 'light' mı? Az yağlı
      76) 'Son kullanma tarihi' mi, 'tarihinden önce tüketilmeli' mi? Son kullanma tarihi
      77) Dondurulmuş mu, soğutulmuş mu? Dondurulmuş
      78) Erken mi yemeli, geç mi? Erken
      79) Birlikte mi yemeli, ayrı mı? Birlikte
      80) Çiğ mi, pişmiş mi? Pişmiş
      81) Brokoli mi, ıspanak mı? Brokoli
      82) Domates mi, statinler mi? Statinler
      83) Ayçiçek yağı mı, zeytinyağı mı? Zeytinyağı
      84) Şarapla mı pişirmeli, et suyuyla mı? Et suyuyla
      85) Porsiyonları tartmalı mı, tahmin mi etmeli? Tartmalı
      86) Bir dilim cheesecake mi, peynir ve kraker mi? Peynir ve kraker
      87) Satsuma mı, muz mu? Satsuma
      88) Ev işi yapmalı mı, başkasını mı tutmalı? Başkasını tutmalı
      89) 30 derecede mi yıkamalı, 60 derecede mi? 60 derecede (arada bir)
      90) Televizyon mu seyretmeli, bilgisayar oyunu mu oynamalı? Bilgisayar oyunu
      91) Ağız dalaşına mı girmeli, susmalı mı? Susmalı
      92) Yüz yıkamada sabunn ve su mu, temizleyici mi? Temizleyici
      93) Gece mi banyo yapmalı sabah mı? Gece
      94) Yemek günlüğü mü tutmalı, iyi şeyler listesi mi? İyi şeyler listesi
      95) Seks mi yapmalı, uyumalı mı? Seks yapmalı
      96) Uykusuzluk: Yatakta mı kalmalı, kalkmalı mı? Kalkmalı
      97) Geç saate kadar uyumalı mı, kalkmalı mı? Kalkmalı
      98) Geleneksel dondurma mı, çubuk buzlu dondurma mı? Çubuk buzlu dondurma
      99) Bir şey mi almalı, bir şey mi yapmalı? Bir şey yapmalı
    100) Alışverişi internetten mi yapmalı, mağazadan mı? İnternetten
    101) Nakit mi ödemeli, kredi kartıyla mı? Nakit
    102) Kendini mi şımartmalı, başkasını mı? Başkasını
    103) Aynı anda birden fazla iş mi yapmalı, teker teker mi? Teker teker
    104) Camları mı silmeli, arabayı mı temizlemeli? Araba temizlemeli
    105) Elektrikli süpürgesi mi yapmalı, çim mi biçmeli? Çim biçmeli
    106) Egzersizin hepsini bir kerede mi yapmalı, parçalara mı ayırmalı? Parçalara ayırmalı
    107) Düz yolda mı koşmalı, yokuş yukarı mı? Yokuş yukarı
    108) Çıplak ayakla mı koşmalı, spor ayakkabıyla mı? Spor ayakkabıyla
    109) Arnika mı, buz torbası mı? Buz torbası
    110) Spor / enerji içeceği mi, meyve sulu içecek mi? Meyve sulu içecek
    111) Pişman mı olmalı, boş mu vermeli? Boş vermeli
    112) Bebek maması: Ev yapımı mı, hazır mı? Hazır (gerektiğinde)
    113) Bebekleri ağlarken kendi haline mi bırakmalı, rahatlatmalı mı? Kendi haline bırakmalı (kısa süreli olarak)
    114) Bebek yatakta mı yatmalı, bebek karyolasında mı? Karyolada
    115) İçecekler kamışla mı içirilmeli, yudumlanarak mı? Kamışla
    116) Milkshake mi, dondurma mı? Dondurma
    117) Tek bir spor mu, çok sayıda spor mu? Çok sayıda spor
    118) Bilgisayar / televizyon yatak odasında mı olmalı, salonda mı? Salonda
    119) Gençler: Geç vakte kadar uyumalı mı, kalkmalı mı? Uyumalı
    120) Evet mi demeli, hayır mı? 'Evet' arada bir 

    Kararlar böyle. Biliyorum direkt cevabı görünce biraz anlamsız gelen maddeler var. Yazarı, Hilly Janes, her maddeyi yapılan araştırmalara göre tek tek açıklamış. Aklınızda soru işareti kalmasına olanak bırakmıyor yani.
    Biraz uzun oldu farkındayım ama sizin zorlandığınız kararlar neler? :)

    Sevgiyle ve sağlıkla kalın :)
    Devamını Oku
    Herkese Selam,

    Az önce bitirdiğim kitapla ilgili ne yazabilirim bilmiyorum. Bir anda acı bir gerçekle yüzleşirsiniz ya öyle bir hisle kalakaldım sanki. Tamamen sorgulayıcı ve düşündürücü bir durumdayım.

    Daha önce hiç İnci Aral okudunuz mu? İnci Aral ile ilk Şarkını Söylediğin Zaman'ı okuyarak tanışmıştım. Sürükleyici ve bir o kadar özendiriciydi. Kendi Gecesinde ise okuduğum ikinci eseri.
    İkisi arasındaki fark ise gözle görülür derecede.

    "Dinle Kara; sana sahilimi, sahillerimi, hayaletlerimi anlatacağım. Bir Doğu şehrinin soğuk hastanesindeki gece nöbetlerini, dağ eteklerinde pusulardan  getirilen parçalanmış genç bedenleri, narin sevgilim Dilda'yı. Aşklarımı, aşksız kalmalarımı, bütün mahrem, muhteşem ya da sefil, yıkım ve umut dolu anlarımı ve zamanla nasıl kirlenip çürüyerek kötü birine dönüşmüş olduğumu."




    Bu paragraftı beni çeken kitapta. Ne anlatığını bilmeden aldım kütüphaneden. Klasik aşk romanları ötesinde olduğunu daha önceki tecrübemden biliyordum az buçuk. Yine de çerez gibi fazla kafamı yormadan okurum diye düşünmştüm. Ne büyük haksızlık!

    Hayati, Hayali, Hayal Ali..

    Kahramanımız. Kitap, onun günlüğü aslında. Bir barda otururken bir anda yanında eski hayali arkadaşı Kara'yı görmesiyle başlıyor yazmaya içindekileri. Hayatındaki ilk büyük ayrılık diye nitelendirdiği annesinin terkedişini sindiremiyor. Affedemiyor annesini. Bu yüzden de ne birlikte olduğu kadınlarla ne de erkeklerle bir bağ kuramıyor; kendini köksüz hissediyor. Kendini baba boyunduruğunun altında diye yorumluyor. Bu boyunduruğu kesip atmak için olmadık çabalara giriyor. Hep bir kendini bulma çabası onunki aslında. İngiltere'de tanıştığı Reyan, onun tek ilacı. Onun sayesinde buluyor kendini, onun sayesinde aşıyor zihnindeki engelleri. En büyük sevdası Karagöz ve Hacivat, gösteriyor ona dünyanın ne olduğunu.

    Kitap, günümüz ilişkilerini, siyasetini, düzenin saçmalığını, insanların çevirdikleri dolapları öyle güzel anlatmış ki sizinle aynı şeyi düşünen birinin varlığı mutlu olmanızı sağlıyor.
    En başından beri okurken hep bir Hakan Günday havası hissettim. Anlatımı ucundan da olsa Az'ı hatırlattı bana.

    'İnsan unutur. Yas tutanlar için bile olağandır bu. Yeter ki acısıyla beslenmek zorunda kalmasın. Hayat çağırıcıdır, beklenmedik bir mutluluk gönül çeldiğinde öleni geçmişe, belleğin tozlu bölgelerine yollar. '

    'Yazmak, bir aşktan kurtulmak, ortadan kaldırmak, silip atmak için işe yarar bir yöntem olabilir mi? Neden olmasın. Bitmiş aşkların çoğu, nesnesi yok edilerek çözümleniyor, insan acılarının birçoğu yazılarak boşluğa yollanmıyor mu?'

    Altını çizdiğim satırlardan ikisiydi bunlar sadece. Çok bir şey beklemeyerek elime aldığım bir  kitap, epey düşündürdü ve düşündürecek de.

    Siz de benim gibi zaman zaman hayatı sorguluyorsanız ki yapmamız gerekir, mutlaka okuyun derim. Alelade bir biseksüelin günlüğü diye değil sindire sindire okuyun. İnci Aral'ın kurgusundan ziyade çevremizde gördüğümüz, duyduğumuz, yaşadığımız şeyler..

    Sevgiyle ve sağlıkla kalın..
    Devamını Oku
    Herkese Selam,

    15 Temmuz Cuma günü, 25'i bitirip, 26'ya doğru yol alacağım. 30'a 5 kala bir şeyleri değiştirmek istediğime karar verdim. Sene başında aldığım karardan bu yazımda bahsetmiştim fakat bunu bir tık ileri taşıyıp artık bir yaşam tarzı haline getirmek istiyorum. Kendime saygı duyuyorum ve kendim için çabalamam gerektiğine inanıyorum.

    Hal böyle olunca ister istemez neyin yerine ne yiyebilirimi araştırmaya çalışıyorum. Bir de uzun bir süredir takip ettiğim, bu konuda epey uzmanlaşmış kişilerin bilgilerini de sömürdüğümü itiraf etmeliyim.



    Uzun bir süredir izlemeyi planladığım bir belgesel izledim bugün.

    That Sugar Film

    Bu kadarını beklemiyordum açıkcası. Bir kısmını sinir krizi eşliğinde, bir kısmını da neredeyse gözlerim dolu dolu izledim.

    3 yıl önce şekeri hayatından çıkar Damon, bir deney yapmaya karar veriyor. 2 ay boyunca sadece 'diyet' ürünleri başlığı altında satılan yiyecekleri tüketerek Avustralyalı bir insanın ortalama olarak aldığı 40 çay kaşığı şekeri alarak vücudundaki değişimleri gözlemliyor. Gerçekten vücudunda olanları sizde gözlemleyebiliyorsunuz. Başta parlak olan cildi deney sonunda solgun görünüyor ve şekerin yaptıklarını duyunca 'Ben bunu vücuduma nasıl yapıyorum?' düşüncesinde kaybolabiliyorsunuz. Ki işin kötü yanı bu ürünler 'diyet' ürünleri yani normal yediğimiz çikolata vs. değil.
    Filmden çıkarılması gereken çok fazla mesaj var. 'Sorun kalori hesabında değil, kalori kaynağında' sözü beni etkileyen bir mesaj oldu açıkcası.

    Link vermek istemiyorum ama Google'a adını yazdığınızda karşınıza birçok site çıkacak, onlardan birinde rahatlıkla izleyebilirsiniz. Ama mutlaka izleyin. Yaklaşık 2 saat. Kendiniz için geçirebileceğiniz en güzel 2 saat bence. Ben yediklerimden memnumun deseniz bile izlemeli, herkese izletmelisiniz.

    Ecem , Beril Oymak ve Ceren Yavuz takip etmekle kalmayıp, tüm paylaştıklarını sömürdüğüm kişiler. Tüm sosyal medya kanallarından faydalı ve oldukça motive edici şeyler paylaşıyorlar. Bakmanızı tavsiye ederim.

    Sevgiyle ve Sağlıkla kalın :)
    Devamını Oku
    Herkese Merhaba,

    2012 Haziran ayıydı. Atatürk Kitaplığı'nda dolaşırken Cerrah ile karşılaştım. Tess Gerritsen ile o zaman tanışmıştım. Hatta ilk cinayet romanımdı. O zamana kadar en sevdiğim tür biyografi derken, gerilim türünü de bir o kadar sevdiğimi farkettim. O gün bugündür hemen hemen tüm Tess kitaplarını okudum. Onunla kalmayıp uyarlanan dizinin de en büyük fanı oldum.


    Haziran ayı içinde iki kütüphane, bir sahaf gezdim ve sonuç bu! Sona Kalan Tess'in okumadığım kitaplarından biriydi. Beğendim mi? Bayıldım. Ofiste, toplantı aralarında bile okudum kısacası.

    Aslında klasik Rizzoli & Isles hikayelerindendi fakat diziden mi bilmem epey başarılı buldum.

    Ne anlatıyor peki?

    Claire, Will ve Teddy.. Aynı yaşlarda üç çocuk. Tek ortak bağları yaşadıkları trajedi. Aileleri 2 sene önce farklı şehirlerde hatta farklı ülkelerde infaz edilir ve bir şekilde üçü sağ kalır. Koruyucu ailelerinde yaşamaya başlayan çocukların 2 yıl sonra koruyucu aileleri de katledilince dosya Rizzoli'ye gelir. Çocuklar farklı şekillerde Evensong isimli bir okula götürülür. Bu okul diğer okullara göre biraz farklıdır. Ailelerindeki cinayetlerden bir şekilde hayatta kalmış öğretmenlerden ve öğrencilerden oluşur. Onlar orada güvendedir ya da öyle düşünülür. Rizzoli olayı soruşturmada derinlere indikçe karmaşanın içinde bulur kendini. CIA ajanları da işin içindedir ve Rizzoli ile ortak olacaklarını söylerler fakat Rizzoli'nin içine sinmez bu durum. Evensong'ta bir çatışma ve yaşayan bir baba ile sonunu tasarlamak mümkün olmadı açıkcası.

    Bu tarz kitaplarda sürprizi bozulmasın diye detaya girmek istemiyorum çünkü sonunu öğrenmenin büyüyü bozduğunu düşünüyorum.

    Siz neler okudunuz? Tavsiyelerinizi merakla bekliyorum :)
    Okumak, bir ilaçtır.
    Sevgi ve Sağlıkla kalın :)
    Devamını Oku
    Herkese Merhaba,

    Haziran geldi. Haziranla beraber bence yaz da geldi artık. Yazın ortasında doğduğum için mi bilmiyorum ama yazı bir ayrı seviyorum sanki. Daha huzurlu geliyor bana ama kış da huzur veriyor. Neyse, bilinmeze doğru yol almadan dönüş yapayım :)
    Bu 'Ne buldum' yazısı diğerlerinden biraz farklı olacak söylemedi demeyin.



    Mayıs ayında 'Çok abartılan' Karaköy'ü turladım. İstanbul'a geldiğimden beri benim için Karaköy aslında Galata Köprüsü'nden ve Tünel'den ibaretti. Bir de Mabel Çikolata'dan! Öyle de kalmasını tercih ederdim. Bir anda popüler olan ve sırf popüler diye gidilen yerleri ya da yapılan şeyleri pek sevemiyorum. Yapmacık ve biraz da pazarlama oyunu gibi geliyor. Karaköy'deki tüm kafeleri gezdim ve evet hiç birinde oturmadım. Çünkü içiçe masaları ve tamamen 'Instagram karelerine' hitap eden dizaynlarını samimi bulmadım. En azından bana hitap etmedi. Belki mükemmel kahveleri vardır ki bir çoğu hakkında bunu duydum fakat karşımdakinden çok yan masayı dinlemek zorunda olma fikri bana cazip gelmiyor. Dizaynlarını popülariteye uygun bulsam da beğendiklerimde vardı haksızlık edemem. Ama tamamen abartıldığını düşünüp, gerisin geri Cihangir'e dönmeyi tercih ettim. Bir daha gidersem de sırf Dondurmino için gideceğime eminim. Gitmediyseniz mutlaka uğrayın ve İtalyan dondurmasını, İtalya'ya gitmeden tadın.

    inMuseum bu ay keşfettiğim bir uygulama. Sanırım şu an için sadece iOS işletim sisteminde var. Diğer sistemler için yapılmışsa da ben bulamadım. Türkiye'deki müzeler için sesli bir rehber. Yeni yazılan bir uygulama ki şu an sadece Topkapı Sarayı, Ayasofya gibi İstanbul müzeleri yer alıyor. Ama oldukça başarılı. En azından fikir süper ve uygulama geliştirilebilir. Bir bakmanızı tavsiye ederim.

    Bu ayki bir diğer keşfim ise bir Instagram hesabı. Rachel Ryle. İlkokuldayken bir ara resim kursuna gidiyordum ve başarılı da oluyordum sanki. Dönem dönem bir şeyler karaladığımda oluyor fakat bu çizimler bambaşka. Rachel sadece çizmekle kalmamış, üstüne bir de animasyon yapmış. Hesaptaki tüm resimleri beğenmemek için kendimi zor tuttum desem yalan olmaz.

    Bu ay en çok Spotify'da Relax & Unwind Playlisti'ni dinledim. Oldukça huzurlu hissettiren ve konsantrasyonunuzu dağıtmayacak şarkılar istiyorsanız tavsiye ederim. Mesela şu anda da onu dinliyorum ve en sevdiğim şarkı Passenger / Let Her Go çalıyor. Sanırım aklım hep gitmekte olduğu için seviyorum bu şarkıyı. :)

    Siz neler yapıyorsunuz? Bu ay yeni neler keşfettiniz ya da keşfettiklerinizi farkedebildiniz mi?
    Sevgiyle ve Sağlıkla kalın :)

    Devamını Oku
    Herkese Merhaba,

    Müzikle arası kötü olan yoktur herhalde. Hiçbir enstrüman çalma yeteneğine erişemesem de vakti zamanında piyano çalmayı çok istemiştim. Bana göre var olsa da çevremdekilere göre olmayan sesimle de şarkı söylemeye çalışırım. Velhasıl müzikle hep iç içe olmak istedim, istiyorum. Muhtemelen bu isteğin kaynağı çocukluk yıllarımda her pazar sabahı radyoda çalan şarkılarla güne başlamamdır. Öyle bir alışkanlık kazandım ki çocukluğumdan bu yana radyo dinlemek en büyük keyiflerimin başında gelir. Hatta 'sıradaki şarkı benim için' deyip şarkı falına da bayıla bayıla bakarım :)
    Yaklaşık bir senedir takip ettiğim bir radyo programından bahsetmek istiyorum sizlere. Sizler de benim gibi nostalji severseniz bu programa bayılacağınıza eminim.

    Çetin Erker'in yorumuyla Annemin Plakları



    Eski şarkılar ve Çetin Erker'in dinlendirici sesiyle tamamen huzurlu bir saat geçirmeniz mümkün. Güncel olarak takip edebileceğiniz gibi, eski yayınlara da ulaşabilirsiniz..
    Her pazar saat 12.00'de  RetroTürk'ten dinleyebileceğiniz gibi kaçırdığınız yayını Perşembe 21.00'de yakalayabilirsiniz.
    Keyifli bir pazar akşamı geçirmek istiyorsanız 22.00'de JoyTürk'ten de dinlemeniz mümkün..

    'Bilgisayarla uğraşamam, yolda da yanımda olsun' derseniz Karnaval uygulamasını indirip, podcastlerden yayınlara ulaşabilirsiniz.

    Siz neler dinliyorsunuz?
    Yeni keşfettiğiniz radyo kanalları var mı?
    Severek dinlediğiniz şarkılar neler?
    Önerilerinizi merakla bekliyorum..

    Sevgiyle ve sağlıkla kalın :)


    Devamını Oku
    Eskİ
    Yazılar

    Hakkımda

    Fotoğrafım
    Ayşe Baykal Girginkoç
    Hayat, ciddiye almak için çok kısa; keyif almak için çok uzun bence..
    Profilimin tamamını görüntüle

    Takİp Edİn

    • facebook
    • twitter
    • instagram

    En Son Yazılanlar

    E-Posta Gönderelim!

    * indicates required

    Arşİv

    • ▼  2022 (1)
      • ▼  Nisan 2022 (1)
        • Eskişehir Güzellemesi
    • ►  2019 (13)
      • ►  Mart 2019 (6)
      • ►  Şubat 2019 (3)
      • ►  Ocak 2019 (4)
    • ►  2018 (12)
      • ►  Aralık 2018 (6)
      • ►  Kasım 2018 (2)
      • ►  Eylül 2018 (1)
      • ►  Temmuz 2018 (1)
      • ►  Nisan 2018 (1)
      • ►  Ocak 2018 (1)
    • ►  2017 (12)
      • ►  Temmuz 2017 (1)
      • ►  Haziran 2017 (2)
      • ►  Mayıs 2017 (1)
      • ►  Mart 2017 (3)
      • ►  Şubat 2017 (4)
      • ►  Ocak 2017 (1)
    • ►  2016 (34)
      • ►  Aralık 2016 (2)
      • ►  Kasım 2016 (1)
      • ►  Ekim 2016 (4)
      • ►  Temmuz 2016 (4)
      • ►  Haziran 2016 (1)
      • ►  Mayıs 2016 (3)
      • ►  Nisan 2016 (4)
      • ►  Mart 2016 (4)
      • ►  Şubat 2016 (6)
      • ►  Ocak 2016 (5)
    • ►  2015 (4)
      • ►  Kasım 2015 (3)
      • ►  Ekim 2015 (1)

    İletİşİm Formu

    Ad

    E-posta *

    Mesaj *

    Son Okunanlar

    • 52 Hafta 52 Değişim - 1. Her Gün İhtiyacın Olan Suyu İç!
    • Freddie VS Müslüm - Bu Bir His Savaşıdır!

    En Çok Okunanlar

    • 20li Yaşlarda Okunması Gereken 12 Kitap
    • Kaliteli Zaman ft. İyi İlişkiler!
    facebook Twitter instagram

    Created with by Ayşe Baykal | Distributed By A Piece of Passion in Life

    Back to top