Blogger tarafından desteklenmektedir.

A Piece of Passion In Life

    • Anasayfa
    • Sağlıklı Beslenme
    • 52 Hafta 52 Değİşİm
    • İyİ Yaşam
    • Tavsİyemdİr
    • _Okunma
    • _İzlenme
    Zaman ilerledikçe sadece kültürel görünmek için yapılan şeylerden vardır: Fikrimiz olmadığı halde fikrimiz varmış gibi görünmek de onlardan biri mesela. 
    Özellikle son zamanlarda okumadığımız halde okumuş gibi yaptığımız kitaplar aldı başını gidiyor. BBC tamda bu konu üzerine bir araştırma yapmış ve okunmadığı halde okunmuş gibi yapılan 20 kitabı belirlemiş. 2000 İngiliz üzerinde yapılan bu araştırmada özellikle ekrana uyarlanan kitapların,  daha zeki görünmek amacıyla okunmuş gibi yapıldığı sonucuna varılmış. 

    Gelelim bu 20 kitaba.. Biz de İngilizler gibi mi yapıyoruz listeyi görünce anlarız ☺


    1. Alice's Adventures In Wonderland - Lewis Carol (Alis Harikalar Diyarında)
    2. 1984 - George Orwell 
    3. The Lord Of The Rings trilogy - JRR Tolkien (Yüzüklerin Efendisi Üçlemesi)
    4. War And Peace - Leo Tolstoy (Savaş ve Barış)
    5. Anna Karenina - Leo Tolstoy 
    6. The Adventures Of Sherlock Holmes - Arthur Conan Doyle (Sherlock Holmes'un Maceraları)
    7. To Kill A Mockingbird - Harper Lee (Bülbülü Öldürmek)
    8. David Copperfield - Charles Dickens
    9. Crime And Punishment - Fyodor Dostoyevsky (Suç ve Ceza)
    10. Pride And Prejudice - Jane Austen (Aşk ve Gurur)
    11. Bleak House - Charles Dickens (Kasvetli Ev)
    12. Harry Potter (Series) - JK Rowling
    13.  Great Expectations - Charles Dickens (Büyük Umutlar)
    14. The Diary Of Anne Frank - Anne Frank (Anne Frank'ın Günlüğü)
    15. Oliver Twist - Charles Dickens
    16. Fifty Of Shades trilogy - EL James (Grinin Elli Tonu Üçlemesi)
    17. And Then There Were None - Agatha Christie (On Küçük Zenci)
    18. The Great Gatsby - F. Scott Fitzgerald (Muhteşem Gatsby)
    19. Catch 22 - Joseph Heller (Madde 22)
    20. The Catcher In The Rye - JD Salinger (Çavdar Tarlasında Çocuklar) 
    Listeye göz attığımda 3/20 kaldığım için kendimi bir köşede sessizce ayıplamaya devam ederken, sizin oranınız nedir? 

    Hazır kitaplara dair güzel bir liste varken belki ilham olur diyebileceğim bir listede bu linkte yer almaktadır. 

    Okumadığınız halde bir kitabı okuyormuş gibi yaptığınız oldu mu? 

    Sevgiyle ve sağlıkla kalın ❤ 
    Devamını Oku
    Herkese Merhaba,

    52 haftalık sürecin 3. haftasına başladık.

    Bu iki haftalık süreçte suyun ruhuma, bedenime ve bana ne kadar iyi geldiğini farkedip; erken kalkarak kendime daha çok zaman yarattım. Sürdürebilir bir hale gelmesi tabii ki de bir haftada olmuyor fakat zamanı yönetebilmek elimde, elimizde!

    Aklıma her gelişinde su içmek gibi ya da alarmımın hep 6:00'a kurulu olması gibi, küçük ama etkili şeyler. Birkaç küçük hareket aslında baktığımızda, ama hayatımızda büyük değişikliklere sebep oluyor.

    Geçen hafta 6'da kalktığım süre boyunca hem rahat rahat hazırlanarak işe gittim hem de kendime bolca vakit ayırdım. Düzenli paylaşım yaptım, kitabımı bitirdim ve kahvaltısız evden çıkmadım. Yolda aldığım poğaçaya her gün 2 TL vermediğim için de 10 TL kâr edip bunu kumbarama attım.

    Küçük ama etkili adımlar atmış oldum.



    3. Görev; 17.12.2018 - 25 Sayfa Kitap Oku!

    Sene başında 2 ayda 12 kitap bitirerek yıla muhteşem bir başlangıç yapmıştım. Fakat yılın sonuna doğru gerek yaşam şartlarım gerek tercihlerim sonucu neredeyse 1 ayda 1 kitaba kadar geriledim. Halbuki yılın başındaki de aynı kişiydi, şimdiki de.
    Yaşam şartlarıma etki edebilmem mümkün değil şu an için ki etmemi gerektiren bir durumda yok çok şükür. Fakat tercihlerimi değiştirebilirim. Her akşam yatarken telefona bakmak yerine kitap okuyabilirim. Sabahları otobüste Instagram'da dolaşmak yerine kitap sayfalarında kaybolabilirim.
    Her gün okunan 25 sayfa ayda 750 sayfaya denk geliyor. Bu da ortalama ayda 2-4 kitap yapıyor. Yılda ise 9000 sayfa ile 30-40 kitaba tekabul ediyor.

    Yine güzel ve kolay bir hesap farkındayım. Pratiğe dökmek de öyle.

    Bu hafta içinde bu yıl okuduğum kitaplardan da bahseceğim bir yazı gelecek buraya ki hepimiz bir iştahlanalım ☺

    Sevgiyle ve sağlıkla kalın ❤
    Devamını Oku
    Kış mevsiminin gelmesiyle beraber her yerde bir 'Christmas' havası. Kırmızıyla yeşilin uyumu, ışıkların gösterileri içime farklı bir huzur veriyor. Aynı zamanda aralık ayı hediye ve alışveriş ayı olarak da kendini sevdiriyor. Her insan gibi hediye almayı seviyorum ama manevi değeri olanları maddi değeri olanlara göre tercih ederim. İşte bu alışveriş çılgınlığını perçinleyen daha da katmanlayan bir gün var ki belki de sene başından beri herkes bugünü bekliyor; Black Friday!


    Amerika'da Şükran Günü'nden sonraki ilk Cuma günü Black Friday olarak kabul edilir ve tam bir alışveriş çılgınlığı yaşanır. Evet, telefonunuza gelen mesajlardan, günlerdir her yerden gözümüze gözümüze sokulan reklamdan da anlayacağınız gibi tam bir alışveriş çılgınlığı. Markalar ihtiyacımız olmayan 15. kazağı 'Alsam mı?' acaba diye düşündürürken, elini cebimizdeki paraya ve anlık yaşayacağımız mutluluğa uzatmış durumda. 

    Daha önce mağazacılık ve hazır giyim sektöründe çalışmış biri olarak firmaların planladığı kampanyaları ve satış stratejilerini az buçuk biliyor ve anlayabiliyorum. Fakat anlayamadığım insanların nasıl bir ürünü almak için kendinden bu kadar geçebildiği. Gerçekten ihtiyacmız var mı kendimizi, almak için hırpaladığımız o ürünlere? Dolabımızda yer var mı 20 farklı kazağa, 15 farklı monta? Aldığımız her ürün bize ekstra yük olarak dönüyor ve bizi ayrıca yıpratıyor aslında. Maddiyatla elde ettiğimiz her ürün bizi mutlu etmek yerine aksine bunaltıyor. 

    Bu büyük indirimlere neden Black Friday (Kara Cuma) denilmiş biliyor musunuz? O gün mağazalarda çalışanların zor şartlar altında ve uzun süreler çalışmasından, hatta insanların birer The Walking Dead edasıyla her yeri yağmalamasından dolayı bu ismi almış. 2006 yılında Ohio'da bir Wal-Mart'ta, kapıların açılmasıyla beraber insanların hem birbirine hem de çalışanlara zarar vermeleriyle isim, hakkını vermiş bence. 

    Sade, Black Friday'e karşı yazılmış en güzel kitaplardan biridir. 

    Tüketim çılgınlığı hem evrenin koşullarını zorlarken hem de insanlık olarak birbirimize zarar vermemize vesile oluyor. Çünkü kullanılan her fabrika; su, elektrik ve çevre kirliliği olarak doğayı bitiriyor. Ucuz ve acı koşullarda çalışan çocuk işçiler, işçiler de insanlığın unuttuğu ayrı bir nokta. 

    Black Friday indirimlerinde kendinizi kaybetmemek ve insanlığa kötülük yapmamak adına size birkaç yapım önermek istiyorum ki özellikle bugünlerde izlerseniz ileride daha mutlu olabileceğinize inanıyorum. 

    - The True Cost Belgeseli, moda sektörünün insanlık ve dünya üzerindeki etkilerini en güzel anlatan belgesellerden biri. 

    - Minimalism: A Documentary About the Important Things, minimalist yaşam aslında bir süredir hepimizin duyduğu bir konu. Hayatımıza entegre edebildiğimiz bir noktada o iç huzuru maddiyat olmadan bulabilmenin yolu oluyor. 

    - The Devil Wears Prada, en sevdiğim filmlerden biridir. Hem tüketimi çok güzel anlatır hem de 'aslında olmak istediğimiz kişi belki de bizi mutlu etmeyecektir' mesajını çok güzel verir. 

    -They Live, dünyada yaşanan tüm olayları gerçekten görebilseydik yine bu dünyaya böyle davranmaya devam eder miydik?

    - The Truman Show, sanırım tüketim çılgınlığını en iyi anlatan filmlerden biridir. Zaman zaman hangimiz Truman Show'da yaşadığını düşünmüyor ki! 

    Her şeye rağmen haftasonu mağazaları biraz olsun gezip, dolaşmak istiyorsanız lütfen o mağazada çalışmak zorunda olan insanları da düşünün. Ayrıca sizin yere attığınız ürünler de ülkenin maddi kaybı olarak bize zarar veriyor. 

    Biraz sağduyu biraz da empati sizinle olsun haftasonu boyunca.

    Sevgiyle ve Sağlıkla kalın ❤

    Devamını Oku
    Pek kederli bir sözcüktür "umut". Çünkü bütün sözcüklerden daha hızlı çağırır umutsuzluğu. Hele, "Umut var mı?" diye sormuşsa aramızdan biri, bilin ki çoktan düşmüştür omuzlar.
    Bugün üniversite amfilerinde yaptığımız, çocuk kederiyle saf neşe arasında gidip gelen toplantılarda...
    Zar zor bir araya gelen insanların "eksiğiz" diye diye durmadan birbirini saydığı, insanların saya saya çoğaltıldığı (!) mitinglerde...
    Gelmeyenlerin "duyarsızlığından" dem vurulan ve ertesinde aynı seslerle aynı türkülerin tekrarlandığı rakı masalarında son bulan "etkinliklerde"...
    Entellektüellerin "gidişata müdahale" için yapıp daha yaparken kendilerinden sıkıldıkları mühim tespit ve değerlendirme görüşmelerinde...
    Giderek yalnızlaşıp eksilen, gelenlerin saçlarına giderek daha çok gümüş yağan, herkesin teatral bir havada konuşmaya özen gösterdiği "eski yoldaşları" anma toplantılarında...
    Kendi kendimizi çoşturmak için yaptığımız, genel olarak dinamitsiz bir dinamit fitili gibi sonuna geldiğinde kendi alevini yiyen festivallerde...
    Kederden kararınca yarım bırakmak zorunda kaldığımız, memleketin içinde bulunduğu ahval ve şeraite dair sohbetlerde...
    Yapmazsak bir tür ihanet içinde olacakmışız mecburiyetiyle yaparken, daha o anda tel tel olup ellerimizde dağılan bütün o "eylemliliklerde"...
    Dünyanın ve ülkenin gidişatından memnun olmayan, kendini muhalif olarak tarif eden insanlar, başka ve daha iyi bir dünya yaratmak için tam kolları sıvayacakken durup onları durduran bu soruyu soruyorlar kendilerine:
    "Umut var mı?"
    Oysa:
    Pek çıtkırıldım bir sözcüktür umut. Çabuk kırılır beli, bel bağladığınızda. Çünkü ya yoksa? Umut yoksa biz artık olmayacak mıyız? Umut kalmamışsa artık arkamızı dönüp gidecek miyiz? Bir şey yapmazsak umut yok diye, rahat mı edeceğiz? İçimiz rahat mı olacak artık? Hiç mi dertlenmeyeceğiz umut yoksa?
    Böyle olamayacağına göre, her sorulduğunda, "Umut var mı?" diye, omuzlardan tutup sarsmak lazım soranı:
    "Kendine gel! Umut yoksa biz varız!"
    Bizim bugün iyi haberlere ihtiyacımız var. İnsanlığa dair iyi hikayeler dinlemeliyiz. Çünkü tıpkı dağlardaki otların dağlarda alınan bütün yaraları iyileştirmeye yetmesi gibi dünyada da insanlığın yaralarını sağaltacak yeni hikayeler ve iyi haberler var.
    Adını duymadığımız şehirlerde ve köylerde bizim sözcüklerimizler konuşuyor halklar. Sözlerimiz, rakı masalarımızda içimizden geçen sözlerimiz, çamuru ve tohumu örgütlüyor uzaklarda.
    İyi haberleri bizden gizliyorlar. Yeryüzünde sürgün veren bütün halkların birbirine anlatacakları hikayeler var oysa. Ne yaptıklarına, nasıl yaptıklarına dair uzun uzun anlatacakları, kendi şarkılarını söyleyip, ağlayıp arada, gülüp, susup anlatmaya devam edecekleri hikayeleri var. Gazetelerin rotatifleri, onların sesleri yerine hep aynı hikayeleri ezip ezip veriyor önümüze: Rio'da festival, Hindistan'da tren kazası, İsviçre'de G-8 toplantısı, ABD'de borsa kapanışı...
    ...
    Bize iyi haberleri vermiyorlar. Bizim hikayelerimizi bizden gizliyorlar. Çünkü bilebilseydik kendi hikayelerimizi, bir daha sormazdık o kederli ve kavge etmeden kaybetmiş soruyu:
    "Umut var mı?"
    Çünkü bu hikayeleri bilince bu yanlış sorunun cevabı belli:
    "Evet, umut var! Ama her şey sana bağlı!"


    Ne Anlatayım Ben Sana kitabına bu cümlelerle giriş yapmış Ece Temelkuran. Okurken sadece cümlelerin değil neredeyse sayfaların altını çizmek istedim. Çünkü etrafıma baktığımda gördüğüm tek şey umudunu kaybetmiş bir insan topluluğu. Hatta yaşama hevesini kaybetmiş ve bulmak için de kolunu kaldıracak gücü olmayan bir topluluk. Minibüste, otobüste, metroda, iş yerinde, velhasıl her yerde. Neden kaybettik peki? Çünkü yaşadığımız hayat şartları ve başkalarının aldığı kararların hayatımıza etkisi ister istemez bizi etkiliyor. Daha mutsuz ve daha isteksiz bir halde yaşamaya devam ediyoruz. Etmeye iteliyoruz kendimizi. Yaşama dair tutunacak tek bir dal bulamıyoruz kendimizde. Amacımız yok çünkü. En son kendimize ulaşabilmek için nasıl bir hedef koyduk? Maddi olarak hedeflerden bahsetmiyorum tabii ki. Yaşama bir tık daha istekli sarılmamızı sağlayacak, ulaşmak için hayaller kuracak ve bu hayaller için çabalayacak neyimiz var? Bir uğraşımız yok, devamlı kıyasımız çok. Tabii ki umudumuz da olmaz.

    Kendinize ufak hedefler verin ve onu başarmak için çabalayın. Görün bakın nasıl bir yaşama hevesiyle doluyor içiniz. Şu an olduğunuz kişiden nasıl daha canlı ve ele avuca sığmaz olduğunuzu deneyerek görün. Her şey bizim elimizde. Bu dünyayı kötüleştirmek de, iyi bir yer haline getirmek de bizim elimizde.

    Sevgiyle ve Sağlıkla Kalın. ❤
    Devamını Oku
    Herkese Selam,

    Murakami ile ilk kez, Atatürk Kitaplığı'nda bölümler arasında gezinirken karşılaşmıştım. Tamamen adından dolayı ilgimi çekmişti İmkansızlığın Şarkısı. Lisedeydim. Murakami kim bilmiyordum. Evet, kitap okumayı çok sevip, Murakami'yi tanımıyordum.

    Kitap sürüklüyordu ama hatırlayamadığım bir sebepten dolayı yarıda bırakmıştım. Kesinlikle sevmemek değildi ama belki zamanı gelmemişti.

    Daha sonra ilişkimizi 1Q84 ile devam ettirmeye çalışmıştık ama kitabı yanımda taşımak zor geldiği gibi sudan bir sebepten ötürü yarıda bırakmıştım.

    Aslında ikisini de epey sevip, nedensizce bitiremedim taa ki bugüne kadar.

    İlk Murakami kitabımı bitirmiş olmanın haklı ve mutlu gururunu yaşıyorum şu an.




    Koşmasaydım Yazamadım

    Kitap koşma eylemi üzerine yazılmış bir deneme. Elime alıp, okumaya başlayana kadar öyle olduğuna ihtimal vermemiştim pek. Okudukça anladım ve anladıkça okudum aslında.

    Koşma eylemi gibi sıradan bir eylem üzerine böylesine bir kitap yazılamazdı. Bir ara 'gerçekten Murakami ile aynı eylemden mi bahsediyoruz?' diye düşünürken bulabiliyorsunuz kendinizi. Zira O'nun için sıradan bir eylem değil koşmak. Hayatındaki istikrarın anahtarı. Sadece koşmanın hissettirdiklerini anlatmıyor kitapta, koşmayla beraber hayata karşı olan bakış açısını paylaşıyor; kendini anlatıyor bir nevi.

    İstikrarlı bir şekilde her gün koşsa bile başarısız olduğu maratonları, triatlonları anlatıyor. 'Ne kadar çabalarsanız çabalayın bazen olmaz' demenin farklı bir yolunu bulup 'çabalamaktan vazgeçmeyin yine de' diyerek sonlandırıyor.

    Katıldığı yarışlar sonrası, taze taze yazılmış tüm yazılar; sonrasında toplanıp, bu kitaba dönüştürülmüş.

    Koşmayı çok istediğim şu günlerde, neden koşamadığımı anlamamı sağladı Murakami. Zira O'nun yakaladığı motivasyonu ben henüz bulamadım.

    Aralarda hayatla ilgili öyle girişler yapmış ki Murakami; zaten O'ndan da bu beklenirdi dedirtiyor.



    Mesela karşımıza bir sayfada;

    'Bazı süreçler, ne yapılırsa yapılsın, değişikliği kaldıramaz. Ben bu düşüncedeyim. Eğer bu süreçle birlikte var olmaktan başka çaremiz yoksa, bizim yapabileceğimiz şey, inatçı bir azimle kendimizi değiştirmek (belki de dönüştürmek). Bu, süreci kendi karakterimizin bir parçası haline getirmekten ibarettir. ' 

    gibi motivasyonel bir bölüm çıkarken,

    'Bitiş, yalnızca kesin bir nokta anlamına geliyordu ve gerçekte o kadar önemli değil gibiydi. Yaşamakla aynı şekilde. Varoluşun anlamı, bitişin söz konusu olmasıyla bağlantılı değildir. Varoluşun anlamını yerine göre tanımlamak için, hatta bunun sonlu oluşunun dolambaçlı yoldan ironisi olarak, bir nokta bitiş olarak belirlenmiştir.'

    gibi varoluş anlamımızı sorgulayan felsefi düşünceler de çıkabiliyor.

    Ama bir cümle beni oldukça etkiledi ve haklılık payı epey büyüktü;

    Pain is inevitable. Suffering is optional. (Acı kaçınılmazdır. Acı çekmek ise isteğe bağlıdır) 

    Kolay biteceğini düşündüğünüz 168 sayfalık bir kitap değil, ama okuduktan sonra 'İyi ki' diyebileceğiniz bir kitap.

    Siz daha önce Murakami okudunuz mu? Hangisini okudunuz mesela, var mıdır tavsiyeniz?

    Sevgiyle ve Sağlıkla kalın 💖
    Devamını Oku
    Herkese Selam,

    Bir kitabın film olması kimine göre hayal kırıklığıdır ki zaman zaman ben de öyle düşünürüm. Kitabı okurken kafamda canlandırdığım karakterler bağdaşmaz ya da heyecanla ve ilgiyle okuduğım sahne üstünkörü konu olmuştur filme; tatmin edici olmaz yani.



    Ama kimi kitap o kadar güzel uyarlanır ki beyazperdeye; sindirebilmeniz için zaman geçmesi gerekir. Yönetmenin başarısı mıdır yoksa kitabın en güzel şekilde anlaşılması mıdır, bilinmez.




    1. Canavarın Çağrısı (A Monster Calls)
        Patrick Ness'ın aynı isimli kitabından uyarlama 2016 ABD yapımı film. Ülkemizde ilk olarak Filmekimi'nde gösterildi. Annesi kanser hastası olan 13 yaşındaki bir çocuğun hayatın zorluklarıyla yüzleşmesini anlatıyor.



    2. Gizli Sayılar (Hidden Figures)
        Margot Lee Shetterly'nin aynı isimli kitabından uyarlama 2016 ABD yapımı film. 24 Şubat tarihinde vizyona girdi ve 3 Oscar adaylığı ile epey ses getirdi. Epey detaylı araştırmalarım sonucu kitabın Türkçe çevirisini bulamadım. Sanırım yok ama olması yakındır.  Gerçek hayattan esinlenilen kitapta Afro-Amerikan 3 matematikçi kadının NASA'ya Uzay Yarışı'nda yardım etmesi konu oluyor.



    3. Ben Ölmeden Önce (Before I Fall)
        Lauren Oliver'ın 2010 yılında yayımlanan aynı isimli kitabından uyarlama 2017 ABD yapımı film. Ülkemizde 17 Mart tarihinde vizyona girmesi planlanıyor. Lise öğrencisi Samantha'nın geçirdiği trafik kazası sonucu öldüğü günü tekrar tekrar yaşaması anlatılıyor.



    4. Gecenin Kanunu (Live By Night)
        Dennis Lehane'nin 2012 yılında yayımlanan aynı isimli kitabındanuyarlama 2016 ABD yapımı film. 3 Şubat tarihinde vizyonda olan film Ben Affleck'in kaleminden ve yönetmenliğinden çıkma. Aslında bu bile izlenmesi için bir sebep gibi geliyor kulağa.



    5. Hayvan Bakıcısının Karısı (The Zookeeper's Wife)
        Diane Ackerman'in 2007 yılında yayımlanan aynı isimli kitabından uyarlama 2017 ABD yapımı film. 31 Mart tarihinde gösterime girecek olan filmde hayvanat bahçesi yöneten Polonyalı bir ailenin 1939 yılında Nazi işgali altında kalmasını ve bu süreçte yaşadıklarını konu alıyor.



    6. Baraka (The Shack)
        William P. Young'ın 2007 yılında yayımlanan aynı isimli kitabından uyarlama 2017 ABD yapımı film. 7 Nisan tarihinde izleyebileceğimiz filmde Hristiyanlık anlatılıyor.



    7. İstanbul Kırmızısı (Rosso Istanbul)
        Ferzan Özpetek'in 2014 yılında yayımlanan aynı isimli kitabından uyarlama 2017 Italyan yapımı film. Beni çok heyecanlandıran, fragmanını tekrar tekrar izlediğim ama gidebilecek fırsatı bir türlü yaratamadığım film. Ferzan Özpetek ile tanışmamı sağlayan kitap aslında. Tesadüfen kütüphanede görüp, almıştım ve bitirdikten sonra kendimi uzun süre duvara bakarken bulmuştum. Neden mi duvar? Bir sebebi dahi yok. Sadece sindirmem zaman aldı. Hayatla ilgili o kadar ince ayrıntılar vardı ki kitapta mesajları anlayabilmeniz için kitabı yaşıyor olmanız gerekiyordu. Filmi izleyen birkaç kişinin yorumu, filmin pek öyle olmadığı yönünde. Fragmanda bana aynı olmadığı sinyalini vermiyor değil ama emin olduğum tek taraf ise Ferzan Özpetek farklı yollardan da olsa o mesajları verecek başka bir yöntem bulmuştur.

    Hangi film olursa olsun gidin, izleyin.
    Hangi kitap olursa olsun alın, okuyun.
    Yaşamımıza ne kadar farklı bakış açısıyla bakarsak o kadar farklı ve o kadar yaşanılabilir bir hayata sahip oluruz.

    Sevgiyle ve Sağlıkla kalın!

    Devamını Oku
    Herkese Selam,

    Kitap okumaya daha okuma - yazma bilmeden merak saldım. Akılalmaz gelse de öyle. Her gün okul dönüşü ablamla annem Cin Ali serisini okurlardı yüksek sesle. Daha anaokuldaydım ve pür dikkat onları dinlerdim. Bir gün kitabı elime alıp başladım okumaya. Okumaya dediysem ezberlediklerimi anlatmaya 😃

    Okumayı öğrendiğim günden beri de mümkün olduğunca çok okumaya çalıştım. Başlarda her bulduğumu okurken artık seçmeye, didiklemeye başladım.

    Ama bugün yeni bir şey duydum.



    Tefrika Roman.

    Gazetede günlük olarak yayımlanan ve daha sonra toplanıp, basılan kitaplara verilen isim.

    Yaşım itibariyle ben o zamanları göremedim ve duyamadım. Fotoromanları bile okuyamadım. 80'ler de genç olmayı hep bu yüzden istedim sanırım.

    Günümüzde klasikleşmiş birçok roman, döneminde tefrika romanmış aslında.

    1. Monte Kristo Kontu  / Alexandre Dumas - 1844
    2. Gurur Dünyası (Vanity Fair) / William Makepeace Thackeray - 1847
    3. Tom Amca'nın Kulübesi (Uncle Tom's Cabin) / Harriet Beecher Stowe - 1851
    4. Kuzey ve Güney (North and South)  / Elizabeth Gaskell - 1854
    5. Madam Bovary  / Gustave Flaubert - 1856
    6. Beyazlı Kadın (The Woman in White)  / Wilkie Collins - 1859
    7. İki Şehrin Hikayesi ( The Tale of Two Cities) / Charles Dickens - 1859
    8. Suç ve Ceza (Crime and Punishment)  / Fyodor Dostoevsky - 1866
    9. Denizler Altında 20,000 Fersah (20,000 Leagues Under the Sea)  / Jules Verne - 1870
    10. Middlemarch: Taşra Yaşamı Üstüne Bir Çalışma (Middlemarch: A Study of Provincial Life)  / George Eliot - 1871
    11. Anna Karenina / Lev Tolstoy - 1875
    12. Bir Kadının Portresi (The Portrait of a Lady) / Henry James - 1880
    13. Define Adası (Treasure Island) / Robert Louis Stevenson - 1881
    14. Kaybolan Masumiyet (Tess of D'Urbervilles) / Thomas Hardy - 1891
    15. Dünyaların Savaşı (The War of the Worlds) / H.G. Wells - 1897
    16. Karanlığın Yüreği (Heart of Darkness) / Joseph Conrad - 1899
    17. Baskerviller'in Köpeği (The Hound of the Bakervilles) / Sir Arthur Conan Doyle - 1901
    18. Chicago Mezbahaları (The Jungle) / Upton Sinclair - 1905
    19. The Nine-tailed Turtle / Zhang Chunfan - 1906
    20. Operadaki Hayalet (The Phantom of the Opera) / Gaston Leroux - 1909
    21. Gizli Bahçe (The Secret Garden) / Frances Hodgson Burnett - 1910
    22. Ulysses / James Joyce - 1918
    23. Boyalı Peçe (The Painted Veil) / W. Somerset Maugham - 1924
    24. Silahlara Veda ( The Farewell to Arms) / Ernest Hemingway - 1929
    25. Karanlıkta Kahkaha (Laughter in the Dark) / Vladimir Nabokov - 1932
    26. Geceler Tatlıdır (Tender is the Nights) / F. Scott Fitzgerald - 1934
    27. On Küçük Zenci (And Then There Were None) / Agatha Christie - 1939
    28. Soğukkanlılıkla (In Cold Blood) / Truman Capote - 1965
    29. Las Vegas'ta Korku ve Nefret (Fear and Loathing in Las Vegas) / Hunter S. Thompson - 1971



    Bu listede yer alan ve hala okumadığım birçok kitap olduğunu fark ettim. Okunacaklar listeme yenilerini eklemeye doymuyorum ne yazık ki! 😊

    Siz hangilerini okudunuz? Bildiğiniz tefrika romanlar var mı?

    Sevgiyle ve Sağlıkla Kalın! ❤

    Devamını Oku
    Herkese Selam,

    Biyografi okumaya ilk Can Dündar'ın yazdığı Birand kitabıyla başlamıştım. Can Dündar'ın kaleminden mi yoksa Birand'ın hayatı beni etkilediğinden mi bilmem o gün bu gündür biyografi okumaktan ayrı bir zevk alıyorum.

    Yaşanan hayatlarda eski zaman anlatımları, yaşanılanlardan çıkarılan dersler farklı bir şekilde anlamlı geliyor.

    Nejat İşler'i ilk Gülbeyaz dizisinde tanımıştım neredeyse herkes gibi ama bu kitapta gördüm ki daha öncesi de varmış.

    Nejat İşler, kitabı sanki yazmak zorundaymış gibi yazdığını belirtmiş kitabın başında ya da bana öyle geldi fakat hani vardır ya 'yazmış olmak için yazılan kitaplar' onlardan değil. Samimi yazılmış belli. Sanki Nejat İşler ile aynı rakı masasına oturmuşsun da sana anılarını anlatıyor havası var kitapta.
    Belli bir jargon kullanmış, anlamakta zorlanmıyorsun. Argo demek istemediğim için jargonu kullanıyorum çünkü biraz külhanbeyvari.



    Kısacası kitabın kendine ait bir havası, anlatımı var. Aslında Nejat İşler'in daha önce dergilerde yayınlanmış yazılarını okuyanlar nasıl bir havadan, anlatımdan bahsettiğimi anlamıştır.

    Kitap, 182 sayfa. 29 farklı bölümden oluşuyor. Kimi bölümde çocukluğundan bahsediyor kimisinde arkadaşlarından. Gümüşlük'e neden taşındığını da anlatmış, Tuncel Kurtiz'e, Savaş Ay'a olan sevgisini de.
    Hatta rüyasını bile..

    Tebessümle okuyorsun kitabı.

    Altı çizilecek güzel cümleler vardı kitapta fakat abartmayıp, 'hmmmm' dedirtenleri çizdim. 😊

    '... masaya gelen, selamını, değere göre değil, 'geçer akçe'ye göre verirse, kibarca masadan kalk, seni de insan enflasyonuna katar.' 

    'Sadece nefesini sevdiğim birinin yakınlarda olması beni rahatlatır. Bencilce bir şey, biliyorum. Ama birbirimize ihtiyacımız olduğunu hissediyorum ve bunu değerli buluyorum. '

    'Mekanların ruhunu insanlar belirliyor gibi gelir bana hep.' 

    'Bu memlekette kadın olmak bizatihi devrimci bir durum.'

    Kitapta birçok güzel film ve kitap isimleri de vermiş Nejat İşler. Reservoir Dogs, Her Temas Bir İz Bırakır, Soğukkanlılıkla, gibi..

    Kitaptan,
    Nilgün Marmara'nın 80'lerde Gümüşlük'te pansiyon işlettiğini, 
    Savaş Ay'ın asker kaçağı olduğunu, 
    Barda filminin gerçek bir hikaye olduğunu ve bu yüzden dava açıldığını hatta dava açan kişinin daha sonra Hrant Dink Cinayeti'nde görgü tanığı olarak konuştuğunu; ,
    Nejat İşler'in Steve Jobs esprisine maruz kaldığını öğrendim 😊

    Bir biyografi severseniz ya da içten yazılmış bir eser okumak isterseniz, alın okuyun..

    Sevgiyle ve Sağlıkla Kalın! ❤

    Devamını Oku
    Herkese Selam,

    Kitapları ve listeleri ne kadar sevdiğimden bahsedip, sizleri daha fazla bunaltmayacağım. Çünkü kitaplar da, listeler de sosyal medya hesaplarım dahil olmak üzere dört bir tarafımdan sizleri sarmış durumda :)

    Sabah Twitter'da gezerken The New York Times gazetesinin bir haberiyle karşılaştım. 20li yaşlarda okunması gereken 12 kitap. Hmmm :)




    Şanslıyım ki bu listeyi bitirebilmek için daha 5 senem var :)

    Gelelim kitaplara,

    - Madde 22 / Joseph Heller (1961)
    - Sevilen / Toni Morrison (1987)
    - Karanlık Cevher Dizisi / Philip Pullman (1995-2000)
    - İnci Gibi Dişler / Zadie Smith (2000)
    - Oscar Wao'nun Tuhaf Kısa Yaşamı / Junot Diaz (2007)
    - Bundan Sonrası Ateş / James Baldwin (1963)
    - Slouching Towards Bethlehem / Joan Didion (1968)
    - The Power Broker / Robert Caro (1975)
    - A Supposedly Fun Thing I'll Never Do Again / David Foster Wallace (1997)
    - Müthiş Dahiden Hazin Bir Eser / Dave Eggers (2000)
    - Persepolis / Marjane Satrapi (2003)
    - Cenaze Evi Şenlik Evi / Alison Bechdel (2006)

    Madde 22, uzun zamandır okunacak kitaplar listemde ama sanki hala biraz zamanı var gibi hissediyorum. Zamanı geldiğinde nasıl olsa o beni bulur :)

    Persepolis ile ilgili olarak kesinlikle filmini izleyin derim. Bir kızın büyürken, yaşadığı ülke ve içinde bulunduğu durumun ne kadar etkili olduğunu gösteren bir film. İran'da yaşanan İslam Devrimi'nin etkilerini gözler önüne seriyor bir bakıma da.

    Diğer kitaplarla ilgili olarak ilk kez tanıştım diyebilirim. Özellikle Türkçe çevirileri bulunmayanları merak ettim. Keşke her kitabı, kendi dilinden okuma ihtimalimiz olsaydı böylece yazarların söylediklerini daha rahat içmize sindirebilirdik. Bu yazımla da hayallerime ortak oldunuz :)

    Sevgiyle ve Sağlıkla Kalın :)
    Devamını Oku
    Herkese Selam,

    Hepimizin karar vermekte zorlandığı anlar olmuştur değil mi? Hele bir de biraz kararsız bir yapıya sahipsek vay halimize.

    Ayın başında dergilerin yeni sayısına bakarken Glamour Dergisi'nin hediyesi olan Sütlü mü, Köpüklü mü? kitabı ilgimi çekti. Açıklaması daha da ilginçti; 'Hayatınızı değiştirecek 120 karar' 

    2 gündür elimde bir highlighter devamı okuyup, çiziyorum.



    Şimdi tek tek karar ve tercihlerini yazacağım ama yine de alın ve elinizin altında bir yerlerde bulundurun.

        1) Duş mu, banyo mu? Duş
        2) Tüy temizliğinde geçici yöntem mi, uzun vadeli yöntem mi? (Uygun olduğunda) Tıraş
        3) Tartıya mı çıkmalı, bel çevresini mi ölçmeli? Bel çevresi
        4) Ağız gargarası mı, diş ipi mi? Diş ipi
        5) Normal diş fırçası mı, elektrikli mi? Elektrikli
        6) Normal diş macunu mu, beyazlatıcılı mı? Normal
        7) Sprey, roll-on ya da stick deodorant mı, terleme önleyici mi? Stick
        8) Güneş korumalı nemlendirici ve fondöten mi, korumasız mı? Güneş korumalı
        9) Nemlendiriciyi sabah mı, kullanmalı, akşam mı? Sabah
      10) Külotlu çorap mı, jartiyerli mi? Jartiyerli
      11) Ayakkabı topuklu mu, düz mü? 3-5 cm topuklu
      12) Egzersizi sabah mı yapmalı, akşam mı? Sabah
      13) Çocuklar televizyonu sabah mı seyretmeli, daha sonra mı? Daha sonra
      14) Kafeinli mi, kafeinsiz mi? Kafeinli
      15) Taze sıkılmış meyve suyu mu, konsantre mi? Konsantre üretilmiş
      16) Gevrek mi, yumurta mı? Yumurta
      17) Çok tahıllı mı, tam tahıllı mı? Tam tahıllı
      18) Probiyotik yoğurt mu, normal mi? Probiyotik
      19) Normal fıstık ezmesi mi, yağı azaltılmış mı? Normal
      20) Tereyağı sürülebilir mi, katı mı? Sürülebilir
      21) Nutella'lı ekmek mi, çikolatalı milföy mü? Nutella'lı ekmek
      22) Müsli mi, granola mı? Müsli
      23) Kızılcık suyu mu, takviyesi mi? Takviyesi
      24) Balık yağı takviyesi mi, multivitamin mi? Balık yağı
      25) Soğuk algınlığı için çinko mu, ekinezya mı? Çinko
      26) Yürüyüş mü, bisiklet mi? Yürüyüş
      27) Bisiklete kasklı mı binmeli, kasksız mı? Kasklı
      28) E-posta mı, sohbet mi? Sohbet
      29) Zorlu e-postalar: hemen mi yanıtlanmalı, sonra mı? Sonra
      30) Mükemmeliyetçi mi, kanaatkâr mı? Kanaatkâr
      31) Bir liste mi, birkaç tane mi? Bir tane
      32) Hep dikkat odaklı mı olmalı, arada hayallere dalmalı mı? Hayallere de dalmalı
      33) Görev dağıtımı mı, kendi işini kendin yap mı? Görev dağıtımı
      34) Toplantı mı, bağımsız çalışma mı? Bağımsız çalışma
      35) Evet mi demeli, hayır mı? Hayır demeli (kibarca)
      36) Başkalarını mı suçlamalı, takılmadan devam mı etmeli? Takılmadan devam etmeli
      37) Özür mü dilemeli, hiçbir şey söylememeli mi? Özür dilemeli
      38) Kararları kabul mü etmeli, değiştirmeye mi çalışmalı? Kabul
      39) Dedikodu mu yapmalı, sessiz mi kalmalı? Sessiz kalmalı
      40) Çay ve kahveyi sadece kendine mi yapmalı, herkese mi? Kendine
      41) Sütlü mü, köpüklü mü? Köpüklü
      42) Meyve suyu mu, buzlu meyveli içecek (smoothie) mi? Buzlu meyveli içecek
      43) Buzlu meyveli içecek (smoothie) mi, meyve mi? Meyve
      44) Portakal mı, kivi mi? Kivi
      45) Yer fıstığı mı, kuruyemiş ve kuru üzüm mü? Kuruyemiş ve kuru üzüm
      46) Bir kutu diyet içecek mi, bir parçalı çikolata mı? Çikolata
      47) Zengin bir öğle yemeği mi, zengin bir akşam yemeği mi? Zengin bir akşam yemeği
      48) Dürüm mü, sandviç mi? Dürüm
      49) Mayonez mi, tereyağı mı? Mayonez
      50) Çorba mı, salata mı? Çorba
      51) Suşi mi, saşimi mi? Saşimi
      52) Soda mı, su mu? Su
      53) Egzersizi içeride mi yapmalı, dışarıda mı? Dışarıda
      54) Arkadaşla mı buluşmalı, yalnız mı yemeli? Arkadaşla bulışmalı
      55) Yüzmeli mi, koşmalı mı? Koşmalı
      56) Güneş kremi mi, korumasız cilt mi? Güneş kremi
      57) Aynı şeyi mi yapmalı, farklı bir şey mi? Farklı bir şey
      58) Eski arkadaşlar mı, yeni arkadaşlar mı? Yeni arkadaşlar
      59) Mideyi tutması için sandviç mi yemeli, yoğurt mu? Süt veya yoğurt
      60) Tatlı patlamış mısır mı, tuzlu mu? Küçük boy patlamış tuzlu mısır
      61) Kuruyemiş mi, cips mi? Cips
      62) Siyah zeytin mi, yeşil mi? Yeşil
      63) Şarap mı, cin tonik mi? Cin tonik
      64) İlk randevu: İçki mi, akşam yemeği mi? İçki
      65) Dokunmalı mı, dokunmamalı mı? Dokunmalı
      66) Prezervatif: Erkenden mi, sonra mı? Erken
      67) Çin yemeği mi, Hint yemeği mi? Hint yemeği
      68) Sarımsaklı ekmek mi, bruschetta mı? Sarımsaklı ekmek
      69) Humus mu, tarama mı? Humus
      70) Salata başlangıç mı olmalı, ana yemek mi? Başlangıç
      71) Makarna mı, pizza mı? Makarna
      72) KFC mi, McDonald's mı? McDonald's
      73) Kırmızı şarap mı, beyaz mı? Kırmızı
      74) Organik mi, değil mi? Organik olmayan
      75) Az yağlı mı, 'light' mı? Az yağlı
      76) 'Son kullanma tarihi' mi, 'tarihinden önce tüketilmeli' mi? Son kullanma tarihi
      77) Dondurulmuş mu, soğutulmuş mu? Dondurulmuş
      78) Erken mi yemeli, geç mi? Erken
      79) Birlikte mi yemeli, ayrı mı? Birlikte
      80) Çiğ mi, pişmiş mi? Pişmiş
      81) Brokoli mi, ıspanak mı? Brokoli
      82) Domates mi, statinler mi? Statinler
      83) Ayçiçek yağı mı, zeytinyağı mı? Zeytinyağı
      84) Şarapla mı pişirmeli, et suyuyla mı? Et suyuyla
      85) Porsiyonları tartmalı mı, tahmin mi etmeli? Tartmalı
      86) Bir dilim cheesecake mi, peynir ve kraker mi? Peynir ve kraker
      87) Satsuma mı, muz mu? Satsuma
      88) Ev işi yapmalı mı, başkasını mı tutmalı? Başkasını tutmalı
      89) 30 derecede mi yıkamalı, 60 derecede mi? 60 derecede (arada bir)
      90) Televizyon mu seyretmeli, bilgisayar oyunu mu oynamalı? Bilgisayar oyunu
      91) Ağız dalaşına mı girmeli, susmalı mı? Susmalı
      92) Yüz yıkamada sabunn ve su mu, temizleyici mi? Temizleyici
      93) Gece mi banyo yapmalı sabah mı? Gece
      94) Yemek günlüğü mü tutmalı, iyi şeyler listesi mi? İyi şeyler listesi
      95) Seks mi yapmalı, uyumalı mı? Seks yapmalı
      96) Uykusuzluk: Yatakta mı kalmalı, kalkmalı mı? Kalkmalı
      97) Geç saate kadar uyumalı mı, kalkmalı mı? Kalkmalı
      98) Geleneksel dondurma mı, çubuk buzlu dondurma mı? Çubuk buzlu dondurma
      99) Bir şey mi almalı, bir şey mi yapmalı? Bir şey yapmalı
    100) Alışverişi internetten mi yapmalı, mağazadan mı? İnternetten
    101) Nakit mi ödemeli, kredi kartıyla mı? Nakit
    102) Kendini mi şımartmalı, başkasını mı? Başkasını
    103) Aynı anda birden fazla iş mi yapmalı, teker teker mi? Teker teker
    104) Camları mı silmeli, arabayı mı temizlemeli? Araba temizlemeli
    105) Elektrikli süpürgesi mi yapmalı, çim mi biçmeli? Çim biçmeli
    106) Egzersizin hepsini bir kerede mi yapmalı, parçalara mı ayırmalı? Parçalara ayırmalı
    107) Düz yolda mı koşmalı, yokuş yukarı mı? Yokuş yukarı
    108) Çıplak ayakla mı koşmalı, spor ayakkabıyla mı? Spor ayakkabıyla
    109) Arnika mı, buz torbası mı? Buz torbası
    110) Spor / enerji içeceği mi, meyve sulu içecek mi? Meyve sulu içecek
    111) Pişman mı olmalı, boş mu vermeli? Boş vermeli
    112) Bebek maması: Ev yapımı mı, hazır mı? Hazır (gerektiğinde)
    113) Bebekleri ağlarken kendi haline mi bırakmalı, rahatlatmalı mı? Kendi haline bırakmalı (kısa süreli olarak)
    114) Bebek yatakta mı yatmalı, bebek karyolasında mı? Karyolada
    115) İçecekler kamışla mı içirilmeli, yudumlanarak mı? Kamışla
    116) Milkshake mi, dondurma mı? Dondurma
    117) Tek bir spor mu, çok sayıda spor mu? Çok sayıda spor
    118) Bilgisayar / televizyon yatak odasında mı olmalı, salonda mı? Salonda
    119) Gençler: Geç vakte kadar uyumalı mı, kalkmalı mı? Uyumalı
    120) Evet mi demeli, hayır mı? 'Evet' arada bir 

    Kararlar böyle. Biliyorum direkt cevabı görünce biraz anlamsız gelen maddeler var. Yazarı, Hilly Janes, her maddeyi yapılan araştırmalara göre tek tek açıklamış. Aklınızda soru işareti kalmasına olanak bırakmıyor yani.
    Biraz uzun oldu farkındayım ama sizin zorlandığınız kararlar neler? :)

    Sevgiyle ve sağlıkla kalın :)
    Devamını Oku
    Herkese Selam,

    Az önce bitirdiğim kitapla ilgili ne yazabilirim bilmiyorum. Bir anda acı bir gerçekle yüzleşirsiniz ya öyle bir hisle kalakaldım sanki. Tamamen sorgulayıcı ve düşündürücü bir durumdayım.

    Daha önce hiç İnci Aral okudunuz mu? İnci Aral ile ilk Şarkını Söylediğin Zaman'ı okuyarak tanışmıştım. Sürükleyici ve bir o kadar özendiriciydi. Kendi Gecesinde ise okuduğum ikinci eseri.
    İkisi arasındaki fark ise gözle görülür derecede.

    "Dinle Kara; sana sahilimi, sahillerimi, hayaletlerimi anlatacağım. Bir Doğu şehrinin soğuk hastanesindeki gece nöbetlerini, dağ eteklerinde pusulardan  getirilen parçalanmış genç bedenleri, narin sevgilim Dilda'yı. Aşklarımı, aşksız kalmalarımı, bütün mahrem, muhteşem ya da sefil, yıkım ve umut dolu anlarımı ve zamanla nasıl kirlenip çürüyerek kötü birine dönüşmüş olduğumu."




    Bu paragraftı beni çeken kitapta. Ne anlatığını bilmeden aldım kütüphaneden. Klasik aşk romanları ötesinde olduğunu daha önceki tecrübemden biliyordum az buçuk. Yine de çerez gibi fazla kafamı yormadan okurum diye düşünmştüm. Ne büyük haksızlık!

    Hayati, Hayali, Hayal Ali..

    Kahramanımız. Kitap, onun günlüğü aslında. Bir barda otururken bir anda yanında eski hayali arkadaşı Kara'yı görmesiyle başlıyor yazmaya içindekileri. Hayatındaki ilk büyük ayrılık diye nitelendirdiği annesinin terkedişini sindiremiyor. Affedemiyor annesini. Bu yüzden de ne birlikte olduğu kadınlarla ne de erkeklerle bir bağ kuramıyor; kendini köksüz hissediyor. Kendini baba boyunduruğunun altında diye yorumluyor. Bu boyunduruğu kesip atmak için olmadık çabalara giriyor. Hep bir kendini bulma çabası onunki aslında. İngiltere'de tanıştığı Reyan, onun tek ilacı. Onun sayesinde buluyor kendini, onun sayesinde aşıyor zihnindeki engelleri. En büyük sevdası Karagöz ve Hacivat, gösteriyor ona dünyanın ne olduğunu.

    Kitap, günümüz ilişkilerini, siyasetini, düzenin saçmalığını, insanların çevirdikleri dolapları öyle güzel anlatmış ki sizinle aynı şeyi düşünen birinin varlığı mutlu olmanızı sağlıyor.
    En başından beri okurken hep bir Hakan Günday havası hissettim. Anlatımı ucundan da olsa Az'ı hatırlattı bana.

    'İnsan unutur. Yas tutanlar için bile olağandır bu. Yeter ki acısıyla beslenmek zorunda kalmasın. Hayat çağırıcıdır, beklenmedik bir mutluluk gönül çeldiğinde öleni geçmişe, belleğin tozlu bölgelerine yollar. '

    'Yazmak, bir aşktan kurtulmak, ortadan kaldırmak, silip atmak için işe yarar bir yöntem olabilir mi? Neden olmasın. Bitmiş aşkların çoğu, nesnesi yok edilerek çözümleniyor, insan acılarının birçoğu yazılarak boşluğa yollanmıyor mu?'

    Altını çizdiğim satırlardan ikisiydi bunlar sadece. Çok bir şey beklemeyerek elime aldığım bir  kitap, epey düşündürdü ve düşündürecek de.

    Siz de benim gibi zaman zaman hayatı sorguluyorsanız ki yapmamız gerekir, mutlaka okuyun derim. Alelade bir biseksüelin günlüğü diye değil sindire sindire okuyun. İnci Aral'ın kurgusundan ziyade çevremizde gördüğümüz, duyduğumuz, yaşadığımız şeyler..

    Sevgiyle ve sağlıkla kalın..
    Devamını Oku
    Herkese Merhaba,

    2012 Haziran ayıydı. Atatürk Kitaplığı'nda dolaşırken Cerrah ile karşılaştım. Tess Gerritsen ile o zaman tanışmıştım. Hatta ilk cinayet romanımdı. O zamana kadar en sevdiğim tür biyografi derken, gerilim türünü de bir o kadar sevdiğimi farkettim. O gün bugündür hemen hemen tüm Tess kitaplarını okudum. Onunla kalmayıp uyarlanan dizinin de en büyük fanı oldum.


    Haziran ayı içinde iki kütüphane, bir sahaf gezdim ve sonuç bu! Sona Kalan Tess'in okumadığım kitaplarından biriydi. Beğendim mi? Bayıldım. Ofiste, toplantı aralarında bile okudum kısacası.

    Aslında klasik Rizzoli & Isles hikayelerindendi fakat diziden mi bilmem epey başarılı buldum.

    Ne anlatıyor peki?

    Claire, Will ve Teddy.. Aynı yaşlarda üç çocuk. Tek ortak bağları yaşadıkları trajedi. Aileleri 2 sene önce farklı şehirlerde hatta farklı ülkelerde infaz edilir ve bir şekilde üçü sağ kalır. Koruyucu ailelerinde yaşamaya başlayan çocukların 2 yıl sonra koruyucu aileleri de katledilince dosya Rizzoli'ye gelir. Çocuklar farklı şekillerde Evensong isimli bir okula götürülür. Bu okul diğer okullara göre biraz farklıdır. Ailelerindeki cinayetlerden bir şekilde hayatta kalmış öğretmenlerden ve öğrencilerden oluşur. Onlar orada güvendedir ya da öyle düşünülür. Rizzoli olayı soruşturmada derinlere indikçe karmaşanın içinde bulur kendini. CIA ajanları da işin içindedir ve Rizzoli ile ortak olacaklarını söylerler fakat Rizzoli'nin içine sinmez bu durum. Evensong'ta bir çatışma ve yaşayan bir baba ile sonunu tasarlamak mümkün olmadı açıkcası.

    Bu tarz kitaplarda sürprizi bozulmasın diye detaya girmek istemiyorum çünkü sonunu öğrenmenin büyüyü bozduğunu düşünüyorum.

    Siz neler okudunuz? Tavsiyelerinizi merakla bekliyorum :)
    Okumak, bir ilaçtır.
    Sevgi ve Sağlıkla kalın :)
    Devamını Oku
    Herkese Merhaba,

    Kitaplarla aranız nasıl? Okumayı öğrendiğim günden bu yana sıkılmadan devam ettirebildiğim tek alışkanlığım; kitap okumak. 'Sıkılmadan' diyorum çünkü ilgisini çabuk kaybeden biriyim.
    Her bitirdiğim kitaptan sonra içimi tarifsiz bir huzur ve bir miktar burukluk kaplar. Uzun uzadıya düşünürüm sonrasında. 'Kim haklıydı?', 'Ben olsam ne yapardım?' gibi sorular aklımda koşuşturur.



    İşte dün gece bitirdiğim Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk'un son kitabı Kırmızı Saçlı Kadın bu soruları daha okurken sordurttu bana. Kitabı okurken bir yandan da kahramanlarıyla çatışırken buldum kendimi.

    Kitap özetlemeyi hiç beceremeyen biri olarak bir özet çıkarmaya çalışacağım ama hatam olursa ya da fazla ipucu verirsem şimdiden kusuruma bakmayın :)

    Başkahramanımız Cem Çelik, çocukluğunu babasız geçirir ve için için öfkelidir de babasına. Lise yıllarında eniştesinin yardımıyla Öngören'de Mahmut Usta isimli bir kuyucuya çıraklık etmeye gider. Mahmut Usta'yı zaman zaman babasının yerine koyar. Öngören'de kırmızı saçlı bir kadına aşık olur ve tek gecelik bir ilişki yaşarlar. Bu olayın ertesi günü kuyudayken Mahmut Usta'nın üzerine kovayı düşürmesiyle, Öngören'den kaçarcasına uzaklaşır. Aradan yıllar geçer ve hep 'Mahmut Usta'yı öldürüp, öldürmediğini' düşünür. Kendini bildi bileli hep araştırdığı ve aklını kurcalayan iki efsanenin aslında hayatını ele geçirdiğini görür.

    Sonunu anlatmayacağım ki kitabın sürprizi bozulmasın ama kesinlikle planlamadığım bir sondu. Kitap, inanılmaz akıcı bir dile sahip. Yormayan bir anlatımı var ama biraz aceleyle yazılmış havasını sezmeden geçemiyorsunuz. Sanki şu an kitabı bitiremezsem bir daha okuyamazmışım gibi hava veriyor tamamen. Bu arada okuyup bitirdiğim ilk Orhan Pamuk kitabı kendisi. O yüzden bir kıyas yapma durumum söz konusu değil. Kitapla ilgili sevdiğim bir diğer konu ise birçok eserden de bahsedilmiş olması. Oidipus ile Rüstem ve Sührab efsanelerinin tüm detaylarının paylaşılması oldukça etkileyiciydi. Kurgusu zaten oldukça mükemmeldi.

    Tesadüf diye bir şeyin olmadığını, olan olayların bir anlamı olduğunu tekrar hatırlattı bana. Bir yandan da aslında duyduğumuz, okuduğumuz şeylere pekte takılmamamız gerektiği gibi bir gerçekte vardı kitapta.
    Kitaplarda sevdiğim cümlelerin altını çizme gibi insanları sinir eden bir huyum var. Bu kitapta da boş durmadım. Onlardan bazıları,

    'Göğe çıkıp yıldızların ışıltısına ulaşmak yerine, şimdi üzerinde uyuduğumuz toprağın içine girmeyi hayal etmemiz doğru muydu?'

    'İnsanın sevdiği, kıymetli bir şeyini kuyuda bırakıp sonra da unutması acaba neyin işaretiydi?'

    'Babasız büyürsen âlemin bir merkezi ve sınırı olduğunu anlamaz, her şeyi yapabileceğini sanırsın... Ama bir süre sonra ne yapacağını bilmez, dünyada bir mana, bir merkez bulmaya çalışır, sana hayır diyecek birini aramaya başlarsın.' 

    Özetimle ilgili bir eleştiriniz varsa ya bu yazımda yapın ya da bir sonrakilere de katlanmaya devam edin :)
    Şaka bir yana yapıcı her türlü eleştiriye açığım ve dikkate alacağıma emin olabilirsiniz. 

    Sevgiyle ve Sağlıkla kalın :)

    Devamını Oku
    Herkese Merhaba,

    Nisan ayı benim için 'nötr' bir aydı. Ne 'çok güzel geçti.' diyebilirim ne de 'çok kötü bir aydı' diyebilirim. Tabi ki kötü olmasından iyidir nötr olması. Bu ay iki kitap okudum, hiç film izlemedim ve ancak bir mekan gezebildim. Sanırım en verimsiz ayım bu aydı.

    Okuduğum kitapların ilki Peter Fisk'in İş Dehası kitabıydı. Eğer bir iş kurmayı ya da iş yerinizde daha verimli olmayı hatta beyninizin sol ve sağ bölümlerini birleştirmeyi istiyorsanız tavsiye ederim. Peter Fisk , kitabın önsözünde; iş hayatı üzerine yazılmış bir çok eseri birleştirerek, anlaşılır hale getirmeyi hedefleyerek yazdığını belirtmiştir. Bir çok büyük şirketin kurulum hikayelerinin yer aldığı kitap aslında tam bir başucu kitabı. Her daim kitaplığınızda bulunması gereken, ara ara tekrar tekrar bakılması gereken bir kitap.



    Bir diğer kitap ise geçen ay filminden bahsettiğim İlhami Algör'ün yazdığı Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku kitabı. Bir gecede bitirdiğim kitap, filminden tamamen ayrıydı ve betimlemeleriyle inanılmaz keyif verdi. Uzun betimlemeler genelde beni bunaltır. Kitaplarda daha çok aksiyonu severim bu yüzden cinayet romanlarının yeri ayrıdır. Fakat İlhami Algör o kadar eğlenceli betimlemeler yapmış ki okurken dudağınızda tebessüm bırakmaması mümkün değil.

    Evet, bu ay hiç film izlememiş olabilirim ama yaklaşık bir senedir birinci sezonunda olduğum House of Cards dizisini bitirebildim. Beyaz Saray'da Frank Underwood (Kevin Spacey) isimli bir vekilin başkanlık koltuğu için verdiği mücadeleyi konu alıyor. Eşi Claire Underwood (Robin Wright) ile sırt sırta verdikleri mücadelelerinde o kadar zekice planlar yapıyorlar ki hayran kalmamak mümkün değil. Dizi hakkında ipucu vermemek adına detaya girmek istemiyorum ama Underwood çiftinin evlilikleri (tamamen birbirlerine olan desteklerini kastediyorum :) ) imrendirerecek türden bence.

    Yazın yaklaşmasıyla beraber sevdiğim besinlerden biri olan dondurma sezonunu da açtım. Mua Gelatieri d'Italia ise evimin yakınlarında olan bir Italyan dondurmacısı. Dondurma seven biri olarak ne büyük lütuf olduğunu anlatamam. Dondurmaları mevsimlik meyvelerden elde edildiği için denemediğiniz lezzetleri de deneme imkanı sunuyor ve şeker oranlarının düşük olması da en güzel yanlarından biri sanırım. Aynı zamanda size verdikleri karttaki damgaları biriktirmeniz halinde bir dondurmanız da ikramları oluyor. Yolunuz Yeniköy tarafına düşerse denemenizi tavsiye ederim.

    Bu ay bolca dinlediğim tek şarkı ise tahmin edebileceğiniz üzere oldukça popüler olan Bağdat - Ayla Çelik

    Epey kısa 'Ne Buldum' yazısı oldu sanırım :)
    Sizin nisan ayınız nasıl geçti? Neler yaptınız, neler okudunuz veya dinlediniz?
    Yorumlarını bekliyorum.
    Güzel bir mayıs ayı dilerim sizlere :)

    Sevgiyle ve Sağlıkla kalın :)
    Devamını Oku
    Herkese Merhaba

    Mart ayı hem ülkece yaşadıklarımız hem de 3 yıldır hiç hasta olmamama rağmen yataktan çıkamayacak kadar hasta olmam sebebiyle oldukça kötü bir aydı. Acılarımız hala çok taze ve hala inanılmaz tedirginiz ama 'iyiyi' ummaktan, 'güzeli' dilemekten vazgeçmeyelim. Umudumuzu kaybetmeyelim. Biraz klişe gelebilir fakat sevginin ve iyiliğin yenemeyeceği kötülük yok. Evet, yaşanan olaylarda kime sevgi duyabilir ya da neye iyilikle bakabiliriz, değil mi? Hayır, değil. Onca acı varken başkalarını yargılayan insanları görmek daha acıydı ya da bir acının yanında 'hangimizin acısı daha büyük' diye bir yarış içerisine girmek. Anne karnından çıkarken hepimiz aynıydık, eşittik. Büyüdüğümüz çevreler bizi farklılaştırdı. Ancak bu farklarımıza saygı duyarsak bir arada yaşabilir, daha iyi bir ülke olabiliriz.



    Kendimi keyifsiz hatta depresif hissettiğim zamanlar; çevremdekileri ve özellikle de kendimi daha da olumsuzluğa sürüklememek için film ya da dizi izliyorum. Mart ayında da bolca bunu yaptım.
    Çoğu aslında 'En sevdiklerim' kategorisindendi ve bununla ilgili ayrıca bir yazı yazmayı planladığım için şu an bahsetmeyeceğim. Ama izlediğim 3 yeni filmden seve seve bahsedebilirim :)

    İlk ikisi oldukça eğlenceli ve aynı zamanda bolca iştah kabartan filmlerdi. Julie & Julia ve Aşk Tarifi
    Julie & Julia'da hayatında değişiklik yapmak isteyen iki kadının başarılarını ve başarısızlıklarını anlatılıyor. İçerisinde bolca yemek yapılıyor hatta bir ipucu; mayonezin tarifi bile veriliyor. Hem biraz ilhama hem de biraz moral bulmaya ihtiyacınız varsa kesinlikle tavsiye ederim. Meryl Streep ve Amy Adams oyunculuklarının hakkını çok güzel bir şekilde vermişler. Film aldığı 24 ödülü sonuna kadar haketmiş.

    Aşk Tarifi'nde ise Hintli bir ailenin Fransa'nın bir kasabasında restoran açması anlatılıyor. Kimi yerinde hüzünlendiren kimi yerinde ise epey güldüren bir film. Richard C. Morais'in aynı isimli kitabından uyarlanan filmde Helen Mirren ve Om Puri, herkesin duygularına tercüman olacak şekilde oynamış olduklarını söylemeden geçemeyeceğim. Ama bana göre filmin asıl kahramanı Manish Dayal. Karnınız tokken izlemenizi tavsiye ederim.



    Mart ayında izlediğim bir diğer film ise bir Türk yapımı; İlhami Algör'ün aynı isimli eserinden uyarlanan Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku. Bir adamın aşkını konu alan film hakkında pek fazla yorum yapamasam da sanırım aşk en güzel böyle anlatılabilirdi. Duyguların çatışmalarını aleni bir şekilde görmek içinizde bir 'çıt sesi' duymanıza sebep olabilir. Erdal Beşikçioğlu pek sevdiğim bir oyuncu değildi ama film biraz da olsa fikrimi değiştirmemi sağladı. Sırf kafanızda bir şeyleri yeniden anlamlandırabilmek için dahi olsa izlemenizi tavsiye ederim. İzlerseniz düşüncelerinizi seve seve dinleyebilirim.

    Mart ayında aslında 4 kitap okudum ama size sadece ikisinden bahsedeceğim şimdilik. Çünkü diğer ikisini tam olarak bitiremedim.
    Şubat yazımda bahsettiğim gibi mart ayının ilk kitabı Tess Gerritsen'in Mefisto Kulübü 'nü okudum. Okurken inanılmaz gerildim. Tam bir Rizzoli & Isles kitaplarındandı. Oldukça başarılı buldum. Gerilim sevenlerdenseniz mutlaka okuyun derim. Konu olarak bir çocuğun annesinin anlattıklarından etkilenerek kendini şeytanın bir parçası olduğunu düşünmesiyle işlediği cinayetleri anlatıyor.

    O Geri Döndü okuduğum diğer bir kitap. Timur Vermes'in yazdığı kitapta Adolf Hitler'in 66 yıl sonra kendini bir anda günümüzde bulması anlatılıyor. Zaman zaman biraz sıkıcı bulsam da oldukça farkındalık yaratan bir kitaptı. Televizyonun biz insanlara yaptığından tutun da toplumlardaki çeşitli olaylara değiniliyordu. Biraz tarihi bilgi içeren bir kitap olduğundan dolayı tarihi kitapları sevenlerin okumasını tavsiye ederim. Ama eğlenceli olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim.

    Mart ayında en çok iki şarkıyı dinledim. Tarz olarak pek sevmesem de dilimden düşürmediğim, bayıla bayıla eşlik ettiğim Muhtemel Aşk şarkısıyla yeni tanıştım aslında. Bir diğeri ise yıllardır bildiğim ara ara severek dinlediğim bir şarkı olan Que Sera Sera idi.

    Yine oldukça uzun bir 'Ne Buldum' yazısı oldu farkındayım. Konuşmayı ne kadar seviyorsam yazmayı da o kadar seviyorum ve ne kadar kısa tutmaya çalışsam da ancak bu kadar başarılı olabiliyorum. Sıkılmadan okuyanlara teşekkürü borç bilip, kahve ikram ediyorum :)

    Siz neler yaptınız mart ayında? Neler dinlediniz mesela ya da severek izlediğiniz, tavsiye edebileceğiniz hangi filmler var?
    Tavsiyelerinizi merakla bekliyorum.

    Bir de artık bir Facebook sayfam var. Gün içerisinde çeşitli paylaşımlarla daha iyi yaşam önerileri, okuduğum, etkilendiğim metinler ve çeşitli görseller paylaştığım, paylaşacağım bir sayfa. Okumaktan keyif alıyorsanız sizi de beklerim :)

    Nisan ayı daha güzel bir ay olsun bizim ve ülkemiz için.. Baharın tüm tazeliğiyle beraber derin bir nefes alıp her şeyi geride bırakalım..

    Sevgiyle ve Sağlıkla kalın.. :)
    Devamını Oku
    Eskİ
    Yazılar

    Hakkımda

    Fotoğrafım
    Ayşe Baykal Girginkoç
    Hayat, ciddiye almak için çok kısa; keyif almak için çok uzun bence..
    Profilimin tamamını görüntüle

    Takİp Edİn

    • facebook
    • twitter
    • instagram

    En Son Yazılanlar

    E-Posta Gönderelim!

    * indicates required

    Arşİv

    • ▼  2022 (1)
      • ▼  Nisan 2022 (1)
        • Eskişehir Güzellemesi
    • ►  2019 (13)
      • ►  Mart 2019 (6)
      • ►  Şubat 2019 (3)
      • ►  Ocak 2019 (4)
    • ►  2018 (12)
      • ►  Aralık 2018 (6)
      • ►  Kasım 2018 (2)
      • ►  Eylül 2018 (1)
      • ►  Temmuz 2018 (1)
      • ►  Nisan 2018 (1)
      • ►  Ocak 2018 (1)
    • ►  2017 (12)
      • ►  Temmuz 2017 (1)
      • ►  Haziran 2017 (2)
      • ►  Mayıs 2017 (1)
      • ►  Mart 2017 (3)
      • ►  Şubat 2017 (4)
      • ►  Ocak 2017 (1)
    • ►  2016 (34)
      • ►  Aralık 2016 (2)
      • ►  Kasım 2016 (1)
      • ►  Ekim 2016 (4)
      • ►  Temmuz 2016 (4)
      • ►  Haziran 2016 (1)
      • ►  Mayıs 2016 (3)
      • ►  Nisan 2016 (4)
      • ►  Mart 2016 (4)
      • ►  Şubat 2016 (6)
      • ►  Ocak 2016 (5)
    • ►  2015 (4)
      • ►  Kasım 2015 (3)
      • ►  Ekim 2015 (1)

    İletİşİm Formu

    Ad

    E-posta *

    Mesaj *

    Son Okunanlar

    • 52 Hafta 52 Değişim - 1. Her Gün İhtiyacın Olan Suyu İç!
    • Freddie VS Müslüm - Bu Bir His Savaşıdır!

    En Çok Okunanlar

    • 20li Yaşlarda Okunması Gereken 12 Kitap
    • Kaliteli Zaman ft. İyi İlişkiler!
    facebook Twitter instagram

    Created with by Ayşe Baykal | Distributed By A Piece of Passion in Life

    Back to top