Blogger tarafından desteklenmektedir.

A Piece of Passion In Life

    • Anasayfa
    • Sağlıklı Beslenme
    • 52 Hafta 52 Değİşİm
    • İyİ Yaşam
    • Tavsİyemdİr
    • _Okunma
    • _İzlenme
    Teknolojinin ilerlediği şu zamanlarda birbirimizle olan iletişimimiz koptu. Tek suçlusu da teknoloji. 🙈
    Hayır, değil! 👊 Bunun hepimiz farkındayız. Hayatımız telefonda geçiyor ve tek yaptığımız kim, nerede, ne yapıyor! Durum böyle olunca da iletişim de kalmıyor, konuşacak konu da. 

    Hep duyduğumuz ama tam olarak ne olduğunu bilmediğimiz bir kalıp var: Kaliteli zaman!

    Kaliteli zaman sevdiklerinizle beraber elinizde telefon ayrı köşelerde durmak demek değil, birlikte bir paylaşım içerisinde bulunmak demek. Sevdiklerinizle günü değerlendiriyor dahi olsanız bile kaliteli zaman geçirmiş oluyorsunuz. 

    Ülkemizde kaliteli zaman geçirmek, hep çocukla yapılması öngörülen bir durum gibi, zira Google'da 'kaliteli zaman geçirmek' şeklinde arama yaparsanız, karşınıza çıkan tüm yazılar;  'çocuğunuzla kaliteli zaman geçirmenin 10 yolu, sevgilinizle kaliteli zaman geçirin' şeklinde. 

    Kaliteli zaman geçirmek bence iletişimi kuvvetlendirmek demek. Bu yüzden de önce kendinizle olan iletişiminizi kuvvetlendirmeniz gerekir. Yani 'kaliteli zamanı' önce kendiniz için yaratmalı, kendinizi dinlemeli, kendi iç sesinizle konuşmalısınız. 



    Kendin için 'kaliteli zamanı' nasıl yaratabilirsin?

    Sevdiğin şeyi yaparak. Neyi yaparken keyif alıyorsunuz mesela? Dikiş dikerken, kitap okurken, dizi izlerken, yazı yazarken, spor yaparken, meditasyon yaparken, yürürken, bir kafede kahve içerken, yemek yerken, uyurken, vs. Kendinizle konuşabildiğiniz, kendinizi sorgulayabildiğiniz ve kendinizle geçirdiğiniz ândan keyif aldığınız her zaman, kaliteli zamandır. 

    Kendinizle kurduğunuz iletişimde başarılı olduğunuz takdirde karşınızdaki kişi kim olursa olsun başarılı ilişkiler kurmuş olursunuz. Çünkü kendinizle kurduğunuz ilişki; neyi sevip, neyi sevmediğinizi, neleri kabullendiğinizi ve insanlara olan bakış açınızı netleştirebilir. Bu durum karşınızdaki insanı herhangi bir kalıba sokmadan olduğu gibi kabullenmenize sebep olacaktır ve bu da sağlıklı bir iletişimin en temel maddesidir. 

    Kendinizle yalnız kalmaktan korkmayın ve içinizden gelen sese kulak verin. Dinledikçe aldığınız kararların, yaptıklarınızın aslında doğru olduğunu fark edeceksiniz. Çünkü kendimizden kaçtıkça, yalnızlaşıyor, mutsuz oluyor ve başarısız ilişkiler kuruyoruz. Kendimizden kaçmak yerine kendimize vakit ayırmak, hayatımızda yeni bir kapının açılmasını sağlayacak. 

    Kendinize vakit ayırmak için neler yapıyorsunuz?

    Sevgiyle ve sağlıkla kalın ❤ 
    Devamını Oku
    A Herkese Selam,

    Siz bu yazıyı okumaya başladığınızda ben detoksu bitirmiş oluyorum. Çünkü sosyal medya kullanmadığım için herhangi bir sosyal medya platformunda da paylaşılmadı.

    Geçen hafta podcast ve TED videolarına bakarken fark ettim ki sosyal medyada çok fazla vakit harcıyorum. Gerek işimden dolayı gerek kendi tercihim derken, günde minimum 2 saatimi telefonda geçiriyorum. Bu durum beni artık çok rahatsız etmeye başladı. Bir yandan da sürekli aynı paylaşımları, birbirini taklit eden insanları görmek artık bunaltmıştı.

    Anlık bir kararla yeni haftanın görevini belirlemiş oldum ☺



    9. Görev; 28.01.2019 - Sosyal Medya Detoksu

    Instagram profilimi dondurdum ve aktif kullandığım Facebook, Twitter uygulamalarıyla beraber telefondan kaldırdım. Telefonu elime her alışımda otomatik olarak sosyal medya klasörüne ilerlesem de eksikliğini hissetmedim. Yapılacaklar listemi epey hafiflettim. İzlediğim dizide oldukça ilerledim ve uzun bir süredir okuyamadığım kadar çok sayfa kitap okudum. Yine de bitiremedim ama bu da bir adımdır dedim. 

    Asıl fark ettiğim ise sıkıntılı biraz da stresli bir hafta geçirmiş olmama rağmen düşük dozda mutsuz hissettim kendimi. Genel olarak keyfim yerindeydi ve kimin ne yaptığını merak etmedim. Telefonumun varlığını bile hissetmedim. 

    Anı yaşamayı, hissettiklerimi kontrol etmeyi, merakımı farklı yönlere kaydırmayı ve yapmacıklıktan uzaklaşabilmeyi öğrendim. 

    Mutlaka bir haftada olsa deneyin!

    Sevgiyle ve sağlıkla kalın ❤

    Bir de blogta kalmak ve yazılardan haberdar olmak için yandaki 'E-Mail Gönderelim' kutucuğuna mail adresini bırakmayı unutmayın!

    1. Her Gün İhtiyacın Olan Suyu İç!
    2. Günü Erken Karşıla!
    3. 25 Sayfa Kitap Oku!
    4. Daha Fazla Hareket!
    5. Plastik Poşete Hayır!
    6. Cebindeki Bozuklukları Kumbaraya At
    7. Günü Planla! 
    8. Her Güne Bir Kayıt!
    Devamını Oku
    Pek kederli bir sözcüktür "umut". Çünkü bütün sözcüklerden daha hızlı çağırır umutsuzluğu. Hele, "Umut var mı?" diye sormuşsa aramızdan biri, bilin ki çoktan düşmüştür omuzlar.
    Bugün üniversite amfilerinde yaptığımız, çocuk kederiyle saf neşe arasında gidip gelen toplantılarda...
    Zar zor bir araya gelen insanların "eksiğiz" diye diye durmadan birbirini saydığı, insanların saya saya çoğaltıldığı (!) mitinglerde...
    Gelmeyenlerin "duyarsızlığından" dem vurulan ve ertesinde aynı seslerle aynı türkülerin tekrarlandığı rakı masalarında son bulan "etkinliklerde"...
    Entellektüellerin "gidişata müdahale" için yapıp daha yaparken kendilerinden sıkıldıkları mühim tespit ve değerlendirme görüşmelerinde...
    Giderek yalnızlaşıp eksilen, gelenlerin saçlarına giderek daha çok gümüş yağan, herkesin teatral bir havada konuşmaya özen gösterdiği "eski yoldaşları" anma toplantılarında...
    Kendi kendimizi çoşturmak için yaptığımız, genel olarak dinamitsiz bir dinamit fitili gibi sonuna geldiğinde kendi alevini yiyen festivallerde...
    Kederden kararınca yarım bırakmak zorunda kaldığımız, memleketin içinde bulunduğu ahval ve şeraite dair sohbetlerde...
    Yapmazsak bir tür ihanet içinde olacakmışız mecburiyetiyle yaparken, daha o anda tel tel olup ellerimizde dağılan bütün o "eylemliliklerde"...
    Dünyanın ve ülkenin gidişatından memnun olmayan, kendini muhalif olarak tarif eden insanlar, başka ve daha iyi bir dünya yaratmak için tam kolları sıvayacakken durup onları durduran bu soruyu soruyorlar kendilerine:
    "Umut var mı?"
    Oysa:
    Pek çıtkırıldım bir sözcüktür umut. Çabuk kırılır beli, bel bağladığınızda. Çünkü ya yoksa? Umut yoksa biz artık olmayacak mıyız? Umut kalmamışsa artık arkamızı dönüp gidecek miyiz? Bir şey yapmazsak umut yok diye, rahat mı edeceğiz? İçimiz rahat mı olacak artık? Hiç mi dertlenmeyeceğiz umut yoksa?
    Böyle olamayacağına göre, her sorulduğunda, "Umut var mı?" diye, omuzlardan tutup sarsmak lazım soranı:
    "Kendine gel! Umut yoksa biz varız!"
    Bizim bugün iyi haberlere ihtiyacımız var. İnsanlığa dair iyi hikayeler dinlemeliyiz. Çünkü tıpkı dağlardaki otların dağlarda alınan bütün yaraları iyileştirmeye yetmesi gibi dünyada da insanlığın yaralarını sağaltacak yeni hikayeler ve iyi haberler var.
    Adını duymadığımız şehirlerde ve köylerde bizim sözcüklerimizler konuşuyor halklar. Sözlerimiz, rakı masalarımızda içimizden geçen sözlerimiz, çamuru ve tohumu örgütlüyor uzaklarda.
    İyi haberleri bizden gizliyorlar. Yeryüzünde sürgün veren bütün halkların birbirine anlatacakları hikayeler var oysa. Ne yaptıklarına, nasıl yaptıklarına dair uzun uzun anlatacakları, kendi şarkılarını söyleyip, ağlayıp arada, gülüp, susup anlatmaya devam edecekleri hikayeleri var. Gazetelerin rotatifleri, onların sesleri yerine hep aynı hikayeleri ezip ezip veriyor önümüze: Rio'da festival, Hindistan'da tren kazası, İsviçre'de G-8 toplantısı, ABD'de borsa kapanışı...
    ...
    Bize iyi haberleri vermiyorlar. Bizim hikayelerimizi bizden gizliyorlar. Çünkü bilebilseydik kendi hikayelerimizi, bir daha sormazdık o kederli ve kavge etmeden kaybetmiş soruyu:
    "Umut var mı?"
    Çünkü bu hikayeleri bilince bu yanlış sorunun cevabı belli:
    "Evet, umut var! Ama her şey sana bağlı!"


    Ne Anlatayım Ben Sana kitabına bu cümlelerle giriş yapmış Ece Temelkuran. Okurken sadece cümlelerin değil neredeyse sayfaların altını çizmek istedim. Çünkü etrafıma baktığımda gördüğüm tek şey umudunu kaybetmiş bir insan topluluğu. Hatta yaşama hevesini kaybetmiş ve bulmak için de kolunu kaldıracak gücü olmayan bir topluluk. Minibüste, otobüste, metroda, iş yerinde, velhasıl her yerde. Neden kaybettik peki? Çünkü yaşadığımız hayat şartları ve başkalarının aldığı kararların hayatımıza etkisi ister istemez bizi etkiliyor. Daha mutsuz ve daha isteksiz bir halde yaşamaya devam ediyoruz. Etmeye iteliyoruz kendimizi. Yaşama dair tutunacak tek bir dal bulamıyoruz kendimizde. Amacımız yok çünkü. En son kendimize ulaşabilmek için nasıl bir hedef koyduk? Maddi olarak hedeflerden bahsetmiyorum tabii ki. Yaşama bir tık daha istekli sarılmamızı sağlayacak, ulaşmak için hayaller kuracak ve bu hayaller için çabalayacak neyimiz var? Bir uğraşımız yok, devamlı kıyasımız çok. Tabii ki umudumuz da olmaz.

    Kendinize ufak hedefler verin ve onu başarmak için çabalayın. Görün bakın nasıl bir yaşama hevesiyle doluyor içiniz. Şu an olduğunuz kişiden nasıl daha canlı ve ele avuca sığmaz olduğunuzu deneyerek görün. Her şey bizim elimizde. Bu dünyayı kötüleştirmek de, iyi bir yer haline getirmek de bizim elimizde.

    Sevgiyle ve Sağlıkla Kalın. ❤
    Devamını Oku
    Eskİ
    Yazılar

    Hakkımda

    Fotoğrafım
    Ayşe Baykal Girginkoç
    Hayat, ciddiye almak için çok kısa; keyif almak için çok uzun bence..
    Profilimin tamamını görüntüle

    Takİp Edİn

    • facebook
    • twitter
    • instagram

    En Son Yazılanlar

    E-Posta Gönderelim!

    * indicates required

    Arşİv

    • ▼  2022 (1)
      • ▼  Nisan 2022 (1)
        • Eskişehir Güzellemesi
    • ►  2019 (13)
      • ►  Mart 2019 (6)
      • ►  Şubat 2019 (3)
      • ►  Ocak 2019 (4)
    • ►  2018 (12)
      • ►  Aralık 2018 (6)
      • ►  Kasım 2018 (2)
      • ►  Eylül 2018 (1)
      • ►  Temmuz 2018 (1)
      • ►  Nisan 2018 (1)
      • ►  Ocak 2018 (1)
    • ►  2017 (12)
      • ►  Temmuz 2017 (1)
      • ►  Haziran 2017 (2)
      • ►  Mayıs 2017 (1)
      • ►  Mart 2017 (3)
      • ►  Şubat 2017 (4)
      • ►  Ocak 2017 (1)
    • ►  2016 (34)
      • ►  Aralık 2016 (2)
      • ►  Kasım 2016 (1)
      • ►  Ekim 2016 (4)
      • ►  Temmuz 2016 (4)
      • ►  Haziran 2016 (1)
      • ►  Mayıs 2016 (3)
      • ►  Nisan 2016 (4)
      • ►  Mart 2016 (4)
      • ►  Şubat 2016 (6)
      • ►  Ocak 2016 (5)
    • ►  2015 (4)
      • ►  Kasım 2015 (3)
      • ►  Ekim 2015 (1)

    İletİşİm Formu

    Ad

    E-posta *

    Mesaj *

    Son Okunanlar

    • 52 Hafta 52 Değişim - 1. Her Gün İhtiyacın Olan Suyu İç!
    • Freddie VS Müslüm - Bu Bir His Savaşıdır!

    En Çok Okunanlar

    • 20li Yaşlarda Okunması Gereken 12 Kitap
    • Kaliteli Zaman ft. İyi İlişkiler!
    facebook Twitter instagram

    Created with by Ayşe Baykal | Distributed By A Piece of Passion in Life

    Back to top